"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Düşünün ki ne haldeyiz…

M. Latif SALİHOĞLU
05 Mart 2021, Cuma
Gerek fert, gerek aile ve gerekse toplum olarak ne halde olduğumuzu düşünmek durumundayız.

Bir tarihçi ve aynı zamanda bir gazeteci olarak gördüğümüz ve tesbit ettiğimiz acı gerçek şudur: Günümüz şartları itibariyle, cemiyet olarak tarihte emsâli, eşi-benzeri görülmedik derecede sarsıcı, hatta yıkıcı maddî-mânevî tehlikelerle karşı karşıya bulunmaktayız.

İşte, bu dehşetli tablonun tesbiti için düşünülmesi gereken bazı noktalar:

• Düşünün ki, beşer tarihinde işlenmiş hemen bütün günahlar, bu zamanda def’aten işleniyor.

• Düşünün ki, mâzide kavimlerin helâk olmasına sebebiyet veren azim günahlar, bu devirde, üstelik İslâm cemiyeti içinde de aynen işlenebiliyor.

• Düşünün ki, insanlık tarihinin hiçbir devresinde, günümüzdeki kadar bir “boşanma patlaması” hiç yaşanmadı.

*

Eskiden, Avrupa gibi gayr-ı müslimlerin yaşadığı diyârda “evliliklerin azalması, boşanmaların çoğalması” vak’asından söz edilirdi. Bu sosyal felâket, gitgide İslâm toplumunu da etkisi altına almaya başladı.

Çeşitli sebepler, yahut bahanelerle, bugün dindar ve muhafazakâr çevrelerde de ailedeki çatlağın büyüdüğünü, boşanmaların arttığını, ayrılmalar sebebiyle çocukların perişan olduğunu esefle görmekteyiz.

Ailesinde ve yakın çevresinde, bu felâketi yaşamayan, yahut benzer hadiselere şahitlik etmeyen kimse kaldı mı acaba?

*

Aslında, herkesin görüp yaşadığı dert belli. Lâkin, devâyı bilen az, hem de çok az.

Devâyı bilenler de, tedâvide bulunma noktasında büyük ölçüde zaafa düşüyorlar. Öfkeyi yatıştırmaya, tarafları barıştırıp kaynaştırmaya güç yetiremiyorlar.

Zira, dünyevî meyiller, arzular, alışkanlıklar ağır basıyor.

Görenek belâsı, almış başını gidiyor. Kanaat gibi hazinenin farkına varılamıyor.

Keza, herşeyin çaresi gibi zannedilen siyaset kurumunun, maalesef manevî sıkıntılara çare olamadığı, bilâkis sıkıntıyı arttırdığı görülüyor.

Öte yandan, medyatik mevkuteler, telefon, televizyon, internet gibi medeniyet harikalarının çoğalması ve bu sebeple kontrolün sağlanamaması yüzünden, aile fertlerinin harama, günaha, yanlış yollara girmesini alabildiğine kolaylaştırmış durumda.

Kolaylaştırmak bir yana, gayr-i ahlâkî hayat tarzları düpedüz özendiriliyor, teşvik ediliyor.

Bu durumda, aile yapısı çatırdamaz da ne olur...

*

Her şeyden önce, muzır manileri azaltma, mümkünse tümüyle ortadan kaldırma, hiç olmazsa kontrol altına alma cihetine gitmeli. Ancak, bu da yetmez.

Şiddetli sarsıntılara karşı, zemini sağlam tutmalı, temeli sağlam atmalı. Yani: Çocuk dünyaya geldiği andan itibaren, onu İslâm ahlâkına uygun bir terbiye dairesinde yetiştirmeli.

Dinî, imanı, mukaddesatı sevdirmeli. Sadece sözle anlatarak değil, özellikle yaşayarak, örnek teşkil ederek sevdirmeli. O çocuk, sevdiği şeyleri, büyüdükçe kendi iradesiyle öğrenmeye çalışır.

*

İlk on beş yaş dediğimiz ilk öğrenme safhasında da, ebeveyne düşen mühim vazifeler var: Bilhassa, şuurlu imân derslerini vermek ve müştereken paylaşmak.

Şayet, bu İslâmî terbiye on beş yaşına kadar tatbik edilmezse, ondan sonra iş zorlaşıyor. Öyle ki, on beşten sonra, gayr-ı müslim birini Müslüman etmek kadar iş müşkilleşiyor.

Bir başka tehlike ise, asosyallik durumlar....

Çocuk gibi aile de çevresiz, yani yalnız başına olmaz. Herkes ve her aile, yakınlarıyla, hassaten çocuklar yaşıtları ve emsâlleriyle uyumlu bir iletişim, bir diyalog hali içinde bulunmalı. Tâ, ihtiyaç durumunda yardım alabilsin, yahut ona yardım edilebilsin.

Temel eğitimi güzel ahlâk ve kuvvetli bir şuur dairesinde alan çocuklar ve gençler, büyüdüklerinde elbette ki, sağlam bir evlilik ve mutlu bir aile kurmada daha şanslı, daha başarılı, daha avantajlı olurlar.

İleride ruhî bunalımlara ve bilhassa ailevî sarsıntılara mâruz kalmamak için, işi tâ başından itibaren sıkı tutmalı. Aynı şekilde tembelliğe, rehavete düşmeden, kesintisiz bir dikkat ve teyakkuz hali içinde olmalı. 

Çünkü, bu hayatî mesele fevkalâde büyük önem arz ediyor; hatta, günümüzde bundan daha mühim bir mesele yoktur denilecek kadar hayatî ve zarûrî.

Okunma Sayısı: 3138
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah Tunç

    5.3.2021 07:37:50

    Evet perişan vaziyetteyiz. Günahlar deryasında yüzü yoruz.Eğer toptan helâk kaldırılmasaydı,çoktan helâk olmuştuk.Toplum enva-i çeşit günahların feci çarkları arasında acı çekerken,çare bulma duru munda olan dindarlar ne yapıyor?Çok acı ve düşün dürücü bir hal ki bunlar da iç proplemleriyle uğraşı yor. Bu kötü gidişata çare bulacak olanlar;Nur talebe leridir.Fakat,dağınık ve gerekli ittihad ve ittifak, uhuvvet ve muhabbet içinde olma dıklarından derde çare olamıyorlar. Halbuki ellerinde dünyayı ıslah kabiliyetine sahip bir Nur külliyatı gibi bütün zulümatları dağıtıp beşeri selamete çıkaracak bir ışık,bir nur vardır.Bütün mesele,ittifak ve ittihad ile bir cazibe merkezi haline gelmek ve ehli imanın imanlarına nokta-i is tinad olmak,bütün maddi ve manevi sıkıntılarını gi dermeye çalışmaktır.Üm meti Muhammed'i sahili selamete bunlardan baş ka kim çıkarabilir? Evet bütün iç ihtilafların kaldırı lıp,ittifak etmenin zamanı dır.Cemiyet bu bataklık tan ancak bunların himme tiyle çıkabilir...

  • Mehmet Türeli

    5.3.2021 02:12:49

    İki veya üç televizyon dışında kendilerini muhafazakar olarak lanse edenler de dahil hemen hemen tamamında aile hayatını ziru zener eden programlar yayınlıyorlar. RTÜK kurumu da buna seyirci kalıyor, çok yazık.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı