"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şân-şöhret-servet düşkünlüğü

M. Latif SALİHOĞLU
07 Şubat 2024, Çarşamba
Şu dijital medyatik çağda, beşerî zaaftan kaynaklı türlü hastalıklar zuhûr etti: Şahısperestlik, şöhretperestlik, reytingperestlik, menfaatperestlik, ûretperestlik, hayalperestlik, lâfızperestlik, üslûpperestlik, teşbihperestlik, kafiyeperestlik, vesâire…

Bunlar eskiden de vardı. Ama şimdiki vaziyet ile kıyaslanamayacak kadar azdı.

Ne var ki, azalıp çoğalma durumu, bunları hastalık olmaktan çıkarmıyor. 

Bu devirde, iş çığrından çıkacak raddeye gelmiş bulunuyor. Hele şu reytingi yükseltmek, bilhassa sosyal mecrâlarda takipçi kasmak, beğeni toplamak, o derece yaygın bir maraza dönüştü ki, mesele adeta dilencilik halini aldı.

*

Tabiî, kimisi de türlü yollarla takipçi sayısını zirvelere taşıdıktan sonra, işi ticarete döküyor ve bundan kazanç sağlamanın yoluna bakıyor. Kısaca, önce takipçi kasmanın, sonra da bundan para kazanmanın derdine düşenler var.

İş usûl ve âdâbına göre yapılsa, dert değil, sıkıntı değil. Ama, plan ve strateji başka. Önce, insanların masum tarafına hitap edilerek bir tür sermaye-altyapı teşkil ediliyor; ardından, o sermaye bambaşka maksatlara tahvil ediliyor.

Hastalığa kapılmış olanların en çok da kullandığı malzeme ise, tarihe yüksek itibar ile geçmiş şahsiyetlere mal edilen sözler, vecizeleridir. Dört büyük halife ve dört büyük mezhep imamı gibi. Yahut Mevlâna, Yunus Emre, Sâd-i Şirâzî, Hz. Bediüzzaman gibi. Tabiî, pekçok âyet ve hadis meâlleri iktibas ederek kendince taban oluşturmaya çalışanlar da var. Tıpkı, mübarek gün ve geceleri fırsat bilenler gibi…

Yapılan nakillerde (alıntı-iktibas), yahut sözün ait olduğu şahıs isimlerinin zikredilmesinde, sosyal medya mecrâlarında maalesef yeterince tahkikat yapılamıyor. Çoğu kimse işin kolayına gidiyor. Bu da, haliyle ciddi bir kargaşaya sebebiyet veriyor. Zira, pek çok söz var ki, asıl sahibine değil, bambaşka kimselere mal edilerek yayınlanıyor.

*

Yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için tekrâren ifade edelim ki: Maksadı sırf rızâ-i İlâhiye olup, bu mecrâlarda bir nevi tebliğ ve irşad hizmetini görenlere söylenecek bir sözümüz yok. Aksine, onları tebrik ve takdir ederiz. Yeter ki, onlar da bir derece meseleyi tahkik etsinler. Hangi sözün kime ait olduğuna dair güvenilir kaynaklardan bakıp öyle ilânât ve neşriyatta bulunsunlar.

*

Tekrar asıl konuya dönecek olursak, kısaca şunları ifade etmek mümkün:

Şân-şöhret peşinden koşmak, yahut dünyevî menfaat dilenciliği yapmak, kimseye itibar kazandırmıyor. 

Aynı şekilde, kimseye iç huzuru da vermiyor. Gösterilen hırs ve kıskançlık sebebiyle, daimî bir sıkıntı ve stres hali bu işin zebunlarını sarıp sarmalıyor. Başlangıçta ilâç gibi zannederek hâz aldıkları şeyin, aslında zehirli bal hükmünde olduğunu çok sonradan anlamaya başlıyorlar. Anlamak geç vakitten olunca da, zehrin ve acıların telâfisi de haliyle zor oluyor.

Şahısperestliğin en mühim sacayağından biri olan şân-şöhret âfetine dair, Hz. Bediüzzaman’ın Katre Risâlesinde gayet veciz bir ifadesi yer alıyor. Bu bahsi, o vecize ile bağlayalım. Şunu diyor, Üstad Bediüzzaman:

“Ey şân ve şerefi, nâm ve şöhreti isteyen adam! Gel, o dersi benden al.

“Şöhret ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır ve insanı insanlara abd ve köle yapar. O belâ ve musîbete düşersen “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn” [Biz Allah’ın kullarıyız; sonunda yine O’na döneceğiz] de, o belâdan kurtul.”

Allah bizi bu zamanın bilumum dehşetli maraz, arıza ve hastalıklarından muhafaza eylesin.

Okunma Sayısı: 1302
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Arif

    7.2.2024 16:41:56

    Kader bize zalimin gadrine uğramayı, nefisperestlere ise, zalime makam ve para karşılığında hizmeti reva gördü. Çevremizdekiler keşke sen de makam ve parayı secseydin diyorlar. Zira zulme hizmet edenler zevk u sefa içinde. Kaybettik mi?

  • Abdullah Tunç

    7.2.2024 00:21:25

    Evet, yazıda belirtilen bü tün hastalıklar sosyal medyada var.Hem yoğun olarak var.Bazı çok önem li yazılar sık sık tekrar edi lince bıkkınlık veriyor.Hat ta gittikçe değerleri insan ların nazarında düşüyor. Buda ciddi bir sorumluluk yük yüklüyor.Ciddi bir ve bal altına sokuyor.Her şey tadında ve dözünde veril melidir.Yazıda belirtilen bütün hastalıkların kayna ğı da nefisperestliktir.Çok ilginçtir; dün gece Risale-i Nur dersinde okunan par çada şöyle bir cümle geç ti; "Nefsimden sonra Avru pa feylesoflarıyla uğraşıyo rum." Yani ilk mücadelem kendi nefsimle, ikinci dere cede Avrupa feylesoflarıy ladır.Hadisi şerif; Senin en büyük düşmanın kendi nefsindir" uyarısı bizim için en büyük ders ve mücadele alanıdır.Hani Üstad'ımız; nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez, öyleyse nefsim den başlarım sözü nefis ile mücadelenin ve ıslah etmenin ne kadar önemli olduğunu açıkça gösteri yor...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı