"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tek adama kalırsan, sermayeyi kediye yüklersin

M. Latif SALİHOĞLU
21 Mart 2024, Perşembe
Askerî yönetim sistemi, emir-komuta ile ve yukarıdan aşağıya doğru işleyen bir hiyerarşik düzen içinde çalışır. Kurmay aklı da bunu gerektirir. Aksi halde, hareket kabiliyeti yavaşlar ve istenen asıl gayet, maksat, netice hâsıl olmaz.

Demokrasiye dayalı siyasî mekanizma ise, askerî sistemden farklıdır. Hatta tam tersinedir denilebilir. Yani, sağlıklı bir siyasî yapılanma tabandan başlar ve kademe kademe yukarı doğru gider. Bu sistem yavaş işlemekle beraber, doğru ve ideal olanı budur. Bunun aksine, yani tıpkı askeriyedeki gibi emir-komuta ile çalıştırılan bir siyasî mekanizma, zamanla siyaseti tek adam sultasına doğru sürükletir. Siyasetteki “rey-i vahid” tarzı, yani “tek adamcılık” yöntemi ise, demokrasinin ruhuyla bağdaşmadığı gibi, her an için toptan kaybetme, yahut toptan “satışa gelme” riski ile de karşı karşıyadır.

Zira, tek adamcılık, koca ülkeyi “tek akıl”ın inhisarı altına sokar ki, bunun bu zamanda hiçbir meseleyi çözmeye, halletmeye kâfi gelmeyeceğini ufku-vizyonu geniş herkes anlayabilir. Bunu anlamayan, yahut anlamak istemeyenler, daha çok yağcı, yalaka, yaranmacı, riyakâr tabiatlı şöhret budalası, yahut menfaat zebunlarıdır.

*

Eski zamanda toplulukları idare eden ağalar, beyler, sultanlar, padişahlar, krallar, şâhlar, hünkârlar vardı. Onların aklı neye yetiyorsa, ilim-irfan kapasiteleri hangi seviyede ise, yönetimleri altındaki kadrolar da o kadarlıkla iktifa ederlerdi.

Şimdiki zamanda ise, durum farklı. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, bilhassa demokrasinin, hürriyet ve cumhuriyetin yaygınlık kazandığı, meclislerin, parlamentoların ekseriyetle tesis edildiği medeni dünyada “tek adam”cılığın müsbet manadaki tesiri, hükmü ve hâkimiyeti alabildiğine zayıflamış, hatta gerilemiş durumda.

Bununla beraber, yer yer yine de ilkel denilecek seviyede geçici bazı tablolara rastlamak mümkün: İnsanî şuuru gelişmemiş, kula kulluktan kurtulamamış, ya da bizdeki gibi demokrasisi darbelerle örselenmiş durumdaki bazı topluluklarda, şahıslar zaman zaman ön plana, hatta en öne çıkabiliyor.

Ne var ki, böylesi bir durum, ülkeyi ve toplumu bir bütün halinde ileriye doğru götürmez, sosyal tabakalar arasındaki adâletsizliği gidermez, toplam kaliteyi arttırmada pozitif tesirler hasıl etmez. Muhtemelen, bunların tam tersi gelişmelere yol açar. Toplumun muhtelif kesimlerini tedirgin eder. Mutsuzluğu, huzursuzluğu, güvensizliği arttırır. Hatta, sağlıklı dengeleri dahi bozma, bazı alanlarda geçmişe rahmet okutacak kısmî menfiliklere dahi sebebiyet verebilir.

*

Tek adamcılık yöntemi, her türlü tehlikeye açıktır. Böyle bir durum karşısında neler yapılabilir diye düşündüğümüzde, en tesirli çare olarak Nur Risâlelerinde ortaya konulan ölçülere, düsturlara, prensiplere müracaat etmek gerektiği hususu hatıra geliyor.

Meselâ, Kurân’ın malı olan bu eserlerde belki elli-yüz yerde “Zaman şahıs zamanı değildir” vurgusu yapılarak, hemen her vesile ile bu zamanda “hayat-ı içtimaiye-i beşeriye”nin selâmeti için şahıs ve şahsiyet yerine hey’et, meşveret, fikriyât, şahs-ı mânavi, efkâr-ı amme, rey-i cumhur, vicdan-ı umumî gibi kalıcı ve esaslı hakikatler nazara veriliyor.

Şu da bir gerçektir ki: Risâle-i Nur’da vâzedilen Kurânî prensipler manzumesi ile hareket edenler, yaptıklarından dolayı nedâmet-pişmanlık duymamış, aksine bu ölçü ve prensipler çerçevesinde yaptığı hizmetler o kimsenin ruhunda, vicdanında muazzam bir huzura, sükûna, saadete yol açmıştır.

Final kısmını Risâle-i Nur’dan iki veciz iktibasla ikmâl edelim:

“Eskide rey-i vâhid idi; milletten suâl yok idi. Şimdi meşverettir. Milletten suâl edilir. Millet, ’Ne için?’ der; ona, ’Ne istersin?’ denilir.” (Münâzarât)

“Zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dâhi ve hattâ yüz dâhi derecesinde olsa, bir cemaatin mümessili olmazsa, bir cemaatin şahs-ı mânevîsini temsil etmezse, muhalif bir cemaatin şahs-ı mânevîsine karşı mağlûptur.” (Mektûbât)

Okunma Sayısı: 1259
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah Tunç

    21.3.2024 11:44:34

    " İşte zaman-ı İstibdadın hâkim-i mânevisi kuvvet idi.Kimin kılıcı keskin,kal bi kasi idi,yükselirdi. "Zaman-ı meşrutiyetin zenbereği ruhu, kuvveti, ağası,hak'tır, akıldır,mari fettir, kanun'dur,efkâr-ı.am medir;kimin aklı keskin, kalbi parlak olursa, yalnız o yükselecektir." Bu içtima-i ve siyasi hakikatlar 114 sene evvel beşerin nazarına sunul mıştur.Yükselme formulle ri verilmiştir.Hâlâ bu haki katlar millet nezdinde anlaşılabilmiş değildir.Bu günkü maddi ve manevi sıkıntıların kaynağı bu ha kikatları dinleyip uygula mamak ve tek adam reji mine göre hareket etmek tir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı