Ölüm, insanın hakkında düşünüp, bir gün kendi başına da gelecek bir hâl olduğunu bildiği hâlde kendinden en uzağa koyduğu gerçeklerden biri. Her gün birilerinin vefat ettiğini görüyor, ömrümüzün sınırlı olduğunu biliyoruz. Yine de çoğu zaman ölüm bize değil, başkalarına aitmiş gibi yaşıyoruz. Bu tuhaf uzaklığın sebebini bilim de araştırmış.
Bilim insanı Yair Dorziderman yaptığı araştırma ile bu konuyu incelemiş. “Beyin kendi ölümüyle ilişkili bir bilgi aldığında bunun doğru olmadığına inanıyor, kabul etmiyor” diyor. The Guardian gazetesinde yayımlanan bu habere göre, beynin ölüm fikrini nasıl algıladığını incelemek için katılımcılara, cenaze, gömülmek, ölüm gibi kelimelerin yanında kendilerinin ve hiç tanımadıkları kişilerin suratı gösterilmiş. Sonuçlara bakıldığında kişiler kendi suratlarını ölümle ilişkili kelimelerle gördüklerinde beynin kendisini ölümle ilişkilendirmeyi reddettiği ve hiçbir sinyal kaydedilmediği gözlemlenmiş. Makalenin yazarı Avi Goldstein bu durumu şöyle yorumlamış: ”İnsanlar beyinlerindeki ölümü reddeden mekanizma ile varoluşsal tehditlerden korunurlar ve ölümü sadece başkalarının başına gelecek bir olgu olarak kategorize ederler.” (www.cnet.com)
Ölümlü olduğumuzu bildiğimiz hâlde dünyada hep kalacakmışız gibi yaşamamız, yalnızca ölümü düşünmekten kaçınmamızla açıklanamaz. Risale-i Nur’da, insanın içindeki sonsuz yaşama arzusunun tüm insanlığın ettiği umumî bir dua olduğu ifade ediliyor. İnsan sevdiği güzelliklerin kaybolmasını istemez; mutluluğun, muhabbetin ve hayatın devamını arzu eder. Bediüzzaman’a göre bu kuvvetli ve umumî arzu, insanın ebedî bir hayat için yaratıldığına ve bu arzunun karşılıksız bırakılmayacağına işaret eder. Tüm insanlardan yükselen bekā arzusunun kabul edilmesiyle fânî insanlar için bâkî bir âlem yaratılmıştır. “Vermek istemeseydi, istemeyi vermezdi.”
İnsan nisyanla, yani unutmakla da malûldür. Unutmak kimi acıların yükünü hafifletir fakat ölümü ve ahireti bütünüyle unutturmasına izin vermemek gerekir. Hücrelerimiz her an yenilenirken imanımızı da tazelemek, ölümün ebedî hayata açılan kapı olduğunu kendimize sürekli hatırlatmak vazifemizdir. Çünkü bekā arzusu, dünyada kalacağımızın değil, bâkî bir âleme çağrıldığımızın işaretidir.