"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kutlu yürüyüş

Mehtap Yıldırım Yükselten
15 Nisan 2021, Perşembe
Hepimiz dünyaya bir kez geliriz ve dünya yolundan bir kez geçeriz.

Bütün mesele bu yolu nasıl yürüdüğümüzdür. Çünkü ahirette kazanmak bu yoldan geçer. Mehmet Kutlular Ağabey de; hayat yolunda, dik, onurlu, vakur, cesur yürüyüşüyle dünya üzerinden geçip, 6 Nisan 2021 Salı günü emanetini sahibine teslim eyledi. 7 Nisan Çarşamba günü ise, büyük bir kalabalık eşliğinde Eyüp Sultan Camii’nde kılınan cenaze namazı ile omuzlar üzerinde Eyüp Sultan Kabristanı’nda en sevdiklerine komşu oldu. Bizim acı günümüz, onun düğün/bayram günüydü. Başta Peygamber Efendimiz’e (asm), Üstadına, çok sevdiği Zübeyir Ağabey ve diğer Ağabeylere kavuştu o gün. Hep rahmetle yad ettiği annesine, babasına, kardeşlerine, orada onu bekleyen evlâdına kavuştu. Buradan nasıl bir kalabalıkla uğurlandıysa, bizim göremediğimiz kabrin arkasında da o kadar, belki daha fazla bir kalabalıkla, hoşâmedî ile İnşaallah karşılandığını düşünüyorum. İman ve Kur’ân hakikatlerini kalbine, ruhuna, her zerresine nakşetmiş biri olarak, Münker ve Nekir kabir suallerini sorduğunda onlara Risale-i Nur ilmiyle, izahlı olarak uzun uzun cevaplar verdiğini, meleklerin de onu hayretle takdir ettiğini hayal ediyorum.  

Çocukluğumdan beri Yeni Asya sayesinde tanıdığım bir kahramandı “Kutlular Ağabey”. Her gün kulağım gazetenin kapıdan atılma sesinde olurdu. Bu sesi ikinci kattan duyar duymaz hızla merdivenleri inip gazeteyi ilk ben okumaya çalışırdım. Başta Kutlular Ağabey olmak üzere gazetemizin kadrosundaki yazar ağabeyler benim için ulaşılmaz kahramanlardı. Yeni Asya’daki yazıları okudukça içimi iman, ilim, kahramanlık hisleri kaplıyordu. Bende onlara heveslenip küçük yaşlarda yazmaya başlamıştım. Kutlular Ağabey, Eskişehir’e geldiği zamanlar, onu uzaktan görmek, dinlemek bile çok büyük bir olaydı benim için. İstanbul’da, Yeni Asya’da onlarla beraber çalışmak ise sadece uzak bir hayaldi.  

Bir bayram havasında otobüslerle yola çıkılan mevlitler, paneller, çocukluk ve gençliğimin en güzel yolculuklarıydı. Bediüzzaman Hazretleri’ni anmak için geleneksel hale gelen Kocatepe Mevlidi, 1999 yılında üzücü bir şekilde son bulmuştu. Mehmet Kutlular Ağabey “Deprem İlâhî ikazdır” dedi ve bu manayı ifade eden yazılar yazan Yeni Asya yazarları DGM’de yargılandı. Kutlular Ağabey 276 gün haksız yere hapiste kalmıştı. Sonuçta AİHM, Mehmet Kutlular ve Yeni Asya’yı haklı bulmuş, dâvâ sonlanmıştı, ama bunun bedelini Kutlular Ağabey ödemişti. Ahirette şeref levhası ve hapishane günlerine bedel Cennet Sarayları olarak karşısına çıkar inşaallah.  

Kutlular Ağabey, dünyanın rahatını, lezzetini hiç yaşamadı. Dünyanın çilesini, hizmetin ağır yükünü çekti. Sanki Zübeyir Ağabey şu mektubunu ona hitaben yazmıştı: “Karanlık zindanlara salarlarsa ışık, paslı vicdanları görürsen ümit, imansız kalplere rastlarsan nur vereceksin. Sen verdiğin için suç, sen getirdiğin için ceza, sen konuştuğun için mahkûm olacaksın ve buna şükredeceksin…”   

Hayatı boyunca başına gelen her musîbete sabırla şükretti. Allah’tan gelen her şeye razı oldu, ama zalimlerden gelen haksızlıklara asla tahammülü olmadı. Zalimlerin karşısında eğilip bükülmedi, hep dik durdu, sözlerini söyledi.  

2007 yılında gazeteden gelen çalışma teklifi ile, Yeni Asya’ya daha yakın olmak ve Kutlular Ağabey ile çalışmak nasip olacaktı. Gelen telefonu ilk önce gönderdiğim yazılarla ilgili zannettim, ama iş görüşmesine çağırılmıştım. Gittiğimde görüşme sonucu hemen iş başı yapmam gerektiğini söylemişlerdi. Heyecanlıydım, en son Kutlular Ağabey ile görüşmem için odasına aldılar. O ciddî görünümünün arkasında büyük bir şefkat ve samimiyet vardı. Bana “Kalacak yerin var mı?” diye sordu. Ben de “Dershanelerde kalmak isterim, ama kural gereği çalışanlar kalamıyor” dedim. Kutlular Ağabey hemen bu işe el attı, kendi ikamet ettiği yerde bulunan Beylikdüzü Dershanesi’nde kalabileceğimi söyledi. Böylece kalacak yer sorunum da hemen çözülmüştü. Beylikdüzü’nden Güneşli’ye gidiş, üç vasıta değiştirerek trafikle beraber yaklaşık üç saat sürüyordu. Bunu da düşünen Kutlular Ağabey, şoförüyle beni de aldırıyor, kendisiyle beraber götürüyordu gazeteye. Onun haşmetli görünüşü tamamen haksızlara, zalimlere karşı idi. Yakınlarına karşı son derece tevazu ve merhamet sahibi idi. Bunu yaşayarak gören biri olarak şahidim. Bir gün bana “Dershane’ye gidince ne yiyip ne içiyorsun? Market masrafı, yemek hazırlamak külfetli olmasın” demişti ve yemekhanede artan yemeklerden götürmem için yemekhane görevlisine talimat vermişti. Bunları her hatırladığımda gözlerim doluyor, çünkü ancak anne ya da baba evlâdı için “Aç mı, susuz mu, ne yiyor, ne içiyor?” diye düşünür. Ama Kutlular Ağabey başkasının evlâdını da kendi evlâdı gibi düşünüyordu. İstanbul’a geldiğim günden beri Kutlular Ağabey manevî babam olmuştu. Trafik durumuna göre ortalama kırk dakika süren gazeteye gidişlerimizde yol boyunca onun sohbetlerini dinleyerek güne başlamak benim için bir nimetti. Asla bir patron gibi emir verecek tarzda konuşmazdı. Bir işin nasıl yapılması gerektiğini anlatırken dolaylı yoldan bir temsil veya bir hatıra anlatır, sonra da “İşte böyle olması lâzım, tamam mı? Anlaşıldı mı?” diyerek tasdik beklerdi. 

Her ay dergiler basılmadan önce son çıkışları kontrol için Kutlular Ağabey’e teslim edilirdi. Bir gün yine ona verdiğimizde o da o gün hiç bakmadan bana verdi, “Dershaneye götür, benim gözümle sen kontrol et” dedi. Ben de bunu bir emir bilip mecburen alıp götürdüm. Tek tek detaylı olarak kontrolleri yaptım. O akşam Kutlular Ağabey aradı. “Baktın mı sayfalarda, bir hata, bir sorun var mı?” diye sordu. Düzeltilmesi gereken yerleri çizmiştim. Ertesi sabah işe giderken yolda Kutlular Ağabey’e teslim ederken detaylı göstermiştim. O günden sonra Kutlular Ağabey her ay kendisine verilen dergi çıkışlarını bana veriyor, “Senin sözün, benim sözüm” diye lâtife yapıyordu. Doğrusu ben işe yeni başlayan, orada çalışanların en gerisinde, işlerle ilgili bilgisi az biri idim, ama Kutlular Ağabey bu davranışlarıyla, işime sahip çıkmam, çalışkan, müdakkik olmam için beni teşvik ediyordu. Bütün bunlar hafızamda bana ondan kalan bir eğitim metodu olarak yer edecek.  

Bayramlardan önce çalışanları masa masa dolaşır, bayramlaşırdı. Bizim gibi işe sonradan başlayan küçüklere bayram harçlığı verirdi. Harçlığı almak istemediğim zaman “Verilen ihsan geri çevrilmez” deyip masaya bırakırdı.  

Evliliğimde de Kutlular Ağabey’in mânevî desteği, yardımı, duâsı oldu. Eşimin adı Bilâl olduğundan “Rahmetli babamın adı da Bilâl, Bilâl’ler iyi olur” demişti.  

Cenab-ı Hak, Kutlular Ağabeye son yıllarında, diğer hastalıklara nisbeten daha ağrısız bir rahatsızlık vererek kendisini dünyadan yavaş yavaş uzaklaştırırken, manevî makamını yükseltiyordu. 

Şimdi çektiği bütün sıkıntılar bitti, istirahat etmeye gitti. Zahmeti bitti ücret almaya gitti. Allah gani gani rahmet eylesin. 

Hanımı Nevin Kutlular Ablaya, kızı (arkadaşım) Rümeysa’ya, bütün sevenlerine baş sağlığı diliyorum. Biz, ömrümüz oldukça onu duâlarımızda unutmayacağız inşaallah.  

Okunma Sayısı: 2886
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı