İsrail’de beklenen genel seçimler 27 Ekim 2026’da gerçekleştirildi. Kimi çevreler, seçimleri, Başbakan Benjamin Netanyahu için bir referandum olarak değerlendiriyor.
Netanyahu’nun Likud Partisi 28 Ekim’deki kesin olmayan sonuçlara göre 26 sandalye kazandı. 120 temsilciden müteşekkil İsrail Parlamentosu Knesset’te, hükümet kurmak için 61 sandalye gerekiyor. Ancak hiçbir parti tek başına hükümet kuracak sandalyeyi kazanamadı. Dolayısıyla Knesset ve İsrail siyasetini yine parçalı, heterojen ve belirsiz bir ortam bekliyor.
Likud her ne kadar seçimlerden birinci parti çıksa da, iktidar için yine diğer partilere ihtiyacı var. Muhalefet partilerinin artan oyları da, hükümet kurmakta yetersiz. Yani Netanyahu, iktidar kurmak için gereken çoğunluğu kazanamadan, yine siyasî önemine ilişkin veya siyaseten henüz tükenmediğini göstermek açısından bir nev-î referandum hükmündeki seçimlerle kendisini teyit etti.
Seçimlere katılım %77.7 oranıyla 1999’dan bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Bir de oy kullanmak için yurtdışından 60 binden fazla İsrailli’nin ülkelerine geldiği belirtiliyor. Arap vatandaşların seçimlere katılımının da %80’lere ulaştığı kaydediliyor. Kesin sonuçlarla birlikte, Knesset’teki Araplara ait sandalyenin 18’e çıkması bekleniyor. Dolayısıyla olası bir koalisyon kurulmasında 1 sandalye bile kritik öneme sahip olacaktır. Arap asıllı milletvekillerinin bu dururumu iyi değerlendirmesi gerekiyor.
Ayrıca İsrail seçim sistemindeki %3,25 baraj ve oyların orantılı dağıtılması, seçimlere giren her siyasî unsurun parti, liste, ittifak, aday destekleme vb. girişimleriyle 1 sandalye fazla kazanma çabaları görüldü. Netanyahu’nun Likud Partisi, kendisine daha yakın Yehudit Partisi yerine, Dinî Siyonizm’le ittifak kurdu. Bununla birlikte Likud’un Yashar, Demokratlar B’Yachad, Yisrael Beitiunu Partileri ile ultra ortodoks Haredi partileri Shas ve United Toroh Judaism’le de seçim anlaşmaları yaptığı biliniyor. Elbette bu seçim ittifakları veya anlaşmaları, partileri birleştirmiyor. Fakat partilerin, ittifak listelerine gelen fazla oylardan ek bir sandalye elde etmelerine imkân sağlayacak nitelikte. Birde ittifaklarla, boşa gidecek oyların da önüne geçilmesi muhtemeldir.
Son seçimler Arap oylarının artışına sahne olurken, Knesset’te Arap temsilinden de bir yükseliş beklentiler arasında. Çünkü yeni hükümetin kurulmasında, Arap oylarıyla Parlamento’ya giren temsilcilerin belirleyici olacağı düşünülüyor. Diğer taraftan artan Arap oylarının Parlamento’da beklenen siyasî etkiyi gösteremeyeceği de ileri sürülüyor. Bu da “ana akım Siyonist partilerin, meşru siyasî katılımın sınırları konusunda uzun süredir devam eden bir ayrılığı yansıttıklarına” dayandırılıyor. Bir anlamda koalisyon ortaklığı konusunda Arap partilerine ya da temsilcilerine güvenmekte isteksiz davranıyorlar. Böylece “Arap oyları ve temsilci sayıları artsa da, İsrail siyasetinin seçmenlerini daha geniş bir yönetim çerçevesine dahil edebilme yeteneğine sahip olup olmadığı sorgulanacaktır”.
Mevcut sonuçlara göre İsrail’de dışarıdan desteklenen azınlık hükümeti yapısıyla yola devam edilecek gibi. “Azınlık hükümeti de doğası gereği kırılgan olacaktır”. Seçimlerde Netayahu’ya karşı sandalye çoğunluğu sağlanmış olabilir. Ancak Netanyahu karşıtları da ülkeyi yönetebilecek çoğunluğu elde edemediler.
İsrail’de asıl sorun son 10 yıldır siyasetin/seçimlerin Netanyahu’nun etrafında şekillenmesidir. Yani İsrail’de siyaset/seçimler Netanyahu’ya, koalisyonuna ve liderliğine karşı olanlarla olmayanların kutuplarında şekillendi.
İsrail’de 27 Ekim seçimleriyle, artık, Netanyahu’nun taraftarları ile karşıtları arasında kümelenen siyasetin sınırlarına ulaşıldığı kuvvetle muhtemeldir. Yine de Netanyahu siyaseten bitmiş değil, onun liderliğinde yeni bir hükümet kurulması ihtimallerdendir. Fakat “seçimlerin, tek lider etrafında yapılandırılmış siyasî sistemden uzaklaşmanın başlangıcına işaret etmesi muhtemeldir”.