İçin için şarkılar var içimde;
Dökülmüyor niçin?
Deccal öldü diyorlar.
İsa gelmedi mi hâlâ?!
Yola gelmedi mi şakiler?
Saidler ve şakiler diye duydum.
Okudum, yazdım bile.
Bismillah’da dizilmiş her şey.
Bildiklerimi desem ne çıkar?!
Hem ne ki bildiğim?!
Öldüğümü ve güldüğümü gördün mü?!
Gördün mü Deccalın adamlarını?
Cennette yaşar gibi diyorlar.
Hân-ı iştihada oturanlar.
Bir eli yağda, öteki baldalar...
Her tarakta bezi olanlar...
Yalan dolan sözü olanlar...
Ehl-i tağşiş mi bunların hepsi?!
Sılasından ayırırlar her şeyi.
Panzehirleri bile zehir mi?!
Bastıkları yerde ot bitmez dedikleri...
Bakışları hep alacaklı gibi...
Yedikleri içtikleri israfın ta kendisi...
İfsat ve Zındıka Komitesi...
Dimağları zehirleyen bunlar...
Damakları tatsız bırakanlar...
“Ya çalıp ya gasbediyorlar:
Avrupa kafir zalimleri...
Asya münafıkları...”
Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez...
...derdin ya anne, söyle.
Söyle derdimin dermanını.
Gel gör ki bütün yollar kapalı.
Haa, yola çıksam karşıma çıkarlar mı?
Yola çık; yol açık halbuki!
“Paşa, paşa; dünyada en büyük hakikat...”
Evet neydi bu sonsuz hazine?
Bu hazine elimizdeyse...
Daha ne o zaman ondan bundan...
Makamdan mansıptan bana ne!
Tut elimden “ey cennetten inen el!”
Ey âlemlerin Rabbi!
Ey her şeyi çekip çeviren!
O yolu lütfunla göster bana!
Ta ki şaki ilişmesin def olup...
O nam ile hürmet göreyim.
Senin muhabbetinle yaşayıp öleyim.
Adım sonsuz âciz; bildiğim bu...
Sonsuz fakirim; giydiğim bu...
Şefkatin olmasa n’olurum ben?!
O tezekkürü, o tefekkürü, o teşekkürü...
O Nuru, o huzuru, o sürûru ko içime!
Ya Lâtif... Ya Selâm...
Ya Nuren Nur...