"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hukuk, devlet ve hicap

Ahmet Said Aydil
31 Ekim 2026, Cumartesi
Son haftalarda medya organlarında yanıltıcı bir gündem söz konusu.

Sanılanın aksine, Azerbaycan’da başörtüsü yasaklanmadı.

Tıpkı bir zamanlar Türkiye’de de yasak olmadığı gibi.

En azından kanunların dili bize bunu söylüyor.

Azerbaycan’da Temmuz ayında Genel Eğitim Kanunu’na eklenen “millîlik ve dünyevîlik” ilkesi ile ardından Eylül ve Ekim aylarında kabul edilen kıyafet düzenlemeleri, başörtüsünden hiç söz etmiyor. Bunun yerine okul üniformasının bütünlüğünden, laik eğitimin korunmasından ve öğretmenlerin meslekî görünümünden bahsediliyor.

Burada hukukun tanıdık bir maharetiyle karşılaşıyoruz. Lafzen herkese eşit uygulanan bir düzenleme, fiilen belirli bir toplumsal kesimi dışlayabiliyor. Üstelik ayrımcılık, ayrımcılığa uğrayanın adını anmadan da gerçekleştirilebiliyor.

Peki, bu düzenlemeler neyi koruyor? Her hukuk kuralının bir amacı, her yasağın korumayı vadettiği bir değer vardır. Azerbaycan’ın resmî metinleri dünyevî eğitimi ve kıyafet birliğini öne çıkarırken, devlet haber ajansına yapılan açıklamalarda disiplin, sosyal eşitlik ve öğrencilerin eğitimlerine odaklanması gerekçe gösteriliyor.

Türkiye bu hukuk diline yabancı değil. Anayasa Mahkemesi, 1989 ve 1991 yıllarında üniversitelerde başörtüsü serbestisini laik Cumhuriyetin korunması, çağdaşlaşma ve toplumsal ayrışma endişeleri üzerinden değerlendirmişti. Laikliğin özgürlüklere feda edilemeyeceği savunuluyordu. Böylece bireyin özgürlüğünü güvence altına alması beklenen anayasal ilke, o özgürlüğün sınırlandırılmasının gerekçesine dönüşüyordu.

Bu noktada sıklıkla şöyle bir itiraz yükselir: Devletin laikliği ile vatandaşın laikliği birbirinden farklı şeylerdir. Devletin laikliği, onun tarafsızlığı anlamına gelir ve bu tarafsızlık, vatandaşın dinî kimliğinden arınmasını gerektirmez. Buradan hareketle de vatandaşın eğitim ve çalışma hakkını kullanabilmek için devletin makbul gördüğü kimliğe bürünmeye mecbur bırakılamayacağı sonucuna varılır. 

Biz bu fikre vardığı sonuç itibarıyla katılsak da dayandığı gerekçeyi bütünüyle paylaşamıyoruz.

Zira bize göre devletin bütünüyle “laik”, yani dünyevî ve değerlerden bağımsız olması mümkün değildir. Devletin adil olması gerektiğini söylesek herhâlde kimse itiraz etmez. Fakat adaletin ne olduğunu sorduğumuzda aynı fikir birliğini bulabilir miyiz? Muhtemelen hayır. Ancak üzerinde uzlaşabildiğimiz ölçüde bir araya gelir, anayasalar yapar ve devletler kurarız.

Çünkü adalet, yalnızca teknik düzenlemelerle veya üzerinde herkesin mutabık kaldığı birtakım dünyevi ölçütlerle tanımlanabilecek bir kavram değildir. Neyin iyi, doğru, haklı ve insana yaraşır olduğuna ilişkin ahlaki kabullerimize dayanır. Bu anlamda adalet, kaçınılmaz olarak dünyevî olanın ötesine uzanır. Devletin hangi değerleri korumaya layık gördüğü, hangi özgürlükleri sınırlandırdığı ve hangi hayat tarzını makbul saydığı da bu kabullerden bağımsız değildir. 

İnanç özgürlüğü, insanların kendi inançlarını yaşayabilmesi ve ailelerin çocuklarını kendi inançları doğrultusunda yetiştirebilmesi, tarih boyunca uğruna can verilen ve bugün de verilmeye devam edilen meselelerdir. Bunlar, birtakım kıyafet yönetmelikleriyle veya açıklama olmaktan uzak gerekçelerle geçiştirilebilecek tâlî meseleler değildir.

Kendi vatandaşlarının inancı, dili ve etnik kimliğiyle barışamayan bir devlet, aslında kendi geleceğiyle kavga etmektedir. Bir dar zümrenin korkuları, kompleksleri ve takıntıları, milyonlarca insanın özgürlüğünün önüne konulamaz.

Zira özgür olmayan, sürekli bir tahakküm altında kendi çiçeklerini budamak zorunda bırakılan insanın ne inancını hakkıyla yaşayabilmesi ne de dünyevî anlamda vatanına gerçekten faydalı bir birey olabilmesi kolaydır. Bazen cezaevindeki bir insan, dışarıda kendi varlığından sürekli taviz vermek zorunda bırakılan birinden daha özgür olabilir.

Okunma Sayısı: 196
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı