Risale-i Nur Külliyatı’nın en önemli hususiyetlerinden biri, Esma-i Hüsnâ’yı nazara vererek kâinat kitabını okutmasıdır.
Hakikat böyle olduğuna göre, herhangi bir mevcudu Esma-i Hüsnâ eşliğinde nasıl okuyabiliriz? sorusu ister istemez akla geliyor. “Tefekkür etmek istiyorum; fakat bunu nasıl yapacağımı, nereden başlayacağımı bilemiyorum. Sadece ilmî bilgileri öğrenirsem hakkıyla tefekkür etmiş olur muyum? Yoksa öğrendiğim malumatı birleştirmem gereken başka hususlar da var mı?” Risale-i Nur Külliyatı, mezkûr sorulara en kısa ve en tesirli metotlardan birini nazara verir: “(Kâinat) bütün envâıyla, erkânıyla, âzâsıyla, eczâsıyla, hüceyratıyla, zerratıyla, esiriyle, elli beş lisanla vücub-u vücud ve vahdetine şehadet ve delâlet eder.”1
Elli beş lisanın neler olduğu, Mesnevî-i Nuriye’nin Arapçasında tek tek açıklanmıştır. Biz şimdilik bu detaylara girmeyeceğiz. Ancak üzerinde durmamız gereken asıl mesele şudur: Mevcudatı Esma-i Hüsnâ penceresinden okumaya gayret etmeliyiz.
Hatırlamamız gereken bir başka hakikat ise şudur: Bir mevcudun kıymeti ve ehemmiyeti, ayna olabildiği Esma sayısıyla orantılıdır. Öyleyse kendimize şu soruları soralım: Neden kâinattaki en değerli mevcut insandır? İnsanı en değerli kılan haysiyet nedir? Kâinatta okunabilen esmalar insanda okunacak şekilde yaratılması; insanı diğer mevcudattan ayırıyor. Bu hakikat, Risale-i Nur’da şu şekilde özetlenir: “İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülâsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ı ekberde bizzarure bulunacaktır…”2
Kâinatın özeti ve bütün mahiyetini içine alan bir haysiyette yaratıldığımızı mezkûr pasaj özetliyor. Elbette herkesin bu büyük potansiyeli aynı ölçüde kullandığını söyleyemeyiz. Zira insan, kendisine verilen bu nimetleri inkâr ederek isyan ettiğinde esfel-i sâfilîn mertebesine düşebiliyor. Buna karşılık, nimetlerin kıymetini bilip şükür ve ubudiyet yolunu tercih eden bahtiyar azınlık, ahsen-i takvîm sırrına uygun bir hayat sürüyor. Bu izah bize, insan sayısınca mertebe bulunduğuna da işaret eder.
Şimdi üzerinde biraz daha düşünmemiz gereken sorulara gelelim: Neden Efendimiz (asm) kâinattaki en değerli insandır? Onu diğer mevcudat ve insanlardan ayıran en önemli hususiyet nedir?
Efendimiz (asm), bütün Esma-i Hüsnâ’ya en güzel aynaydı. Esmalar onda en güzel ve en mükemmel şekilde okunuyordu ve okunmaya devam ediyor. Onun bütün Esma’ya en güzel ayna olması, onu insanların en kıymetlisi hâline getirdi. Öyleyse bizim için de ölçü bellidir: Onun yolundan gidebildiğimiz ölçüde kıymet kazanacağız. Sünnet-i Seniyyeyi öğrenmek ve yaşamak bu yoldaki notumuzu belirleyecek. Bu yolda terakki etmenin metotlarından birinin de tefekkür olduğu açıktır. Yıllardır bu hakikati nazara veren Yalova’dan eğitimci İbrahim Bıçakçı ağabeyimizin şu tespiti üzerinde biraz düşünelim: “Derslere gelip ortamın da etkisiyle biraz Esma üzerinde düşünüyoruz ama araya bazen bir hafta giriyor. Bir sonraki derse kadar arada muazzam bir boşluk var. Evde, sokakta, okulda, bahçede Esma okumak aklımıza gelmiyor…” Dost acı söyler. Yıllardır Risale-i Nur okuduğumuz hâlde, 10-15 Esma’nın dahi anlamını bilmemek, mesleğimizle çelişmiyor mu? Belki de artık bir yerden başlamak gerekiyor. Ne dersiniz?
Dipnotlar:
1- Mesnevî-i Nuriye, s. 48.
2- Lem’alar, s. 86.