Meclis tatilde iken siyaset kulisleri hareketli. Milletvekili transferleri üzerinden başlayan tartışma, aslında çok daha temel bir meseleyi gündeme getiriyor.
Cumhurbaşkanlığı makamı ile parti genel başkanlığının aynı elde bulunmasının meydana getirdiği meseleler bir kez daha ortaya çıkıyor.
Bu tartışma yeni değil. 2018’den beri bu yara gündemde. Meclis eski Başkanı Bülent Arınç, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesiyken, sistemin henüz ilk yılında bu konuya dikkat çekmiş; Cumhurbaşkanının aynı zamanda bir siyasî partinin genel başkanı olmasının, Cumhurbaşkanlığı makamının temsil niteliği açısından sorun oluşturduğunu söylemişti.
Söylediği özetle şuydu: Cumhurbaşkanının, milletin birliğini temsil eden bir makam olarak diğer siyasî parti genel başkanlarıyla aynı siyasî pozisyonda algılanmaması gerekir. Çünkü Cumhurbaşkanı olarak söylenen bir söz ile parti genel başkanı olarak söylenen söz toplumda aynı anlamı taşımayabilir.
Arınç, “Sayın Erdoğan karşısındaki insanlara hitap ederken ‘Ben Cumhurbaşkanı sıfatıyla konuşmuyorum’ dese bile parti toplantılarına katılıyor, MYK’ya katılıyor. Cumhurbaşkanlığının daha yukarılarda olması lâzım” demişti.
Aradan geçen sekiz yılda bu durum daha belirginleşti. Cumhurbaşkanı ile parti genel başkanlığının aynı kişi tarafından yürütülmesinin yol açtığı sıkıntılar birçok alanda ortaya çıktı, çıkıyor. Bu durum en çok da “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamaları ve bu suçlamaların adalet sistemi içindeki yansımalarında kendini gösteriyor.
***
İKİ ÖRNEK
Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Marmaris Belediyesi Başkanı, CHP’li Acar Ünlü arasında dikkat çeken bir konuşma da bunun örneklerinden birini ortaya koydu.
Ünlü’nün Erdoğan’a, “Hoş geldiniz efendim, var mı yapabileceğimiz bir şey?” diye sorduğu duyulurken, Erdoğan’ın cevabı “Kapımız açık, gelmek istiyorsan” oldu. Bu konuşma, Cumhurbaşkanlığı makamı ile parti genel başkanlığı sıfatının aynı kişide bulunmasının meydana getirdiği sorunu bir kez daha gündeme getirdi.
Yine İYİ Parti Milletvekili Dikbayır partisinden istifa edip CHP’ye geçmişti. CHP’den istifa eden Dikbayır şu anda bağımsız milletvekili. AKP’nin 25. kuruluş yıl dönümünde üç milletvekili ve yedi belediye başkanı partiye katılmıştı. Bu törende Dikbayır’ın da AKP’ye katılacağı söylenmiş, ancak katılmamıştı.
Günler sonra Dikbayır neden katılmadığını yayınladığı bir video ile anlattı. İYİ Parti’den istifa edip AKP’ye katılan bir milletvekili Dikbayır’a Erdoğan’ın kendisi ile görüşmek istediğini iletmiş. Dikbayır da Saray’a çıkıp Erdoğan’la görüşmüş. Bu davetten “Ailemle görüşmek lâzım” diyerek ayrılmış. Sonra da AKP’ya katılmamış.
Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir siyasî parti genel başkanıysa, böyle bir görüşmenin Cumhurbaşkanlığı makamında yapılması doğru mudur? Yoksa görüşmenin AKP Genel Merkezi’nde yapılması mı gerekirdi?
Arınç’ın yıllar önce söylediği gibi, “Cumhurbaşkanlığının daha yukarılarda olması” gerekmiyor mu?
***
“AHLÂKÎ DURUM BUNU GEREKTİRİR”
Bütün bunlar, sekiz yıldır tartışılan sistemin hâlâ çözülemeyen sorunlarının yalnızca birkaç örneği.
2023 seçimlerinde 263 milletvekili çıkaran AKP, üç yıl içinde milletvekili sayısını 280’e yükseltti.
Bu tablo, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişte milletvekili transferleri konusunda söylediği sözleri de yeniden gündeme getiriyor.
Erdoğan, parti değiştiren milletvekilleri için şöyle demişti:
“Gönül şunu arzu eder ki; bir insan bir partinin bayrağı altında seçime giriyorsa, o parti ile hareket eder. Ayrılıyorsa da sadece partiden ayrılmaz. Eğer dürüstse o zaman parlamentodan ayrılır. Milletvekilliğinden ayrılır. Olması gereken ahlâkî durum bunu gerektirir…”
Son sözümüz:
Demokratik hukuk devletinin bütün kural ve kurallarıyla işleyeceği; milletvekili listelerinin genel başkan tarafından değil millet tarafından belirleneceği; istişarenin tam mânâsıyla işleyeceği; bir tek kişinin değil, ortak aklın devrede olacağı bir sistemin tekrar tesis edilmesinin gerekiyor. Bu da güçlendirilmiş parlamenter sistemdir.