Risale-i Nur’un saff-ı evvel talebelerinden, İslâmköylü Hafız Ali ağabeyde hakim olan kardeşlik hissini çok kıymetli gördüğünü beyan eden Üstad Hazretleri, Hafız Ali’nin kendine rakip olacak diğer bir kardeşi Nur Talebesi hakkında gösterdiği “hiss-i uhuvveti” şöyle naklediyor:
“O zat [Hafız Ali] yanıma geldi; ötekinin hattı, kendisinin hattından iyi olduğunu söyledim. “O daha çok hizmet eder” dedim. Baktım ki, Hafız Ali kemal-i samimiyet ve ihlâs ile, onun tefevvuku ile iftihar etti, telezzüz eyledi. Hem, Üstadının nazar-ı muhabbetini celbettiği için, memnun oldu. Onun kalbine dikkat ettim,gösteriş değil, samimî olduğunu hissettim. Cenab-ı Allah’a şükrettim ki, kardeşlerim içinde bu âlî hissi taşıyanlar var. İnşaallah, bu his büyük hizmet görecek. Elhamdülillâh, yavaş yavaş o his bu civarımızdaki kardeşlere sirayet ediyor.”7
“Büyük hizmet görecek” en güzel, en yüksek hasletlerden biri kardeşini kıskanmamaktır. Diğer bir ifadeyle, en adi duygulardan olan “hased, kıskançlık, kardeşini çekememek” kardeşliğin ve hizmetin önündeki büyük engellerden birisidir. Uhuvvetkârane tavrın sağlanabilmesini; hased, kıskançlık damarını tahrik etmeden veya ettirmeden hizmete devam edilebileceği dersini, Üstad iki talebesi özelinde bizlere ders vermiştir.
Bediüzzaman saff-ı evvel ağabeylerden bazıları için, iki ayrı cesette tek ruh gibi benzetmelerde bulunmasıyla, o ağabeyler arasındaki kardeşliğin, tesanüdün ve uyum içinde aynı ideal için birlikte hareket ettiklerini takdir etmiştir. Benzer bir teşbihi Kastamonu mektuplarının birinde görmekteyiz. Bu mektupta Üstad bu sefer 3 ayrı cesette 9 kardeş ruhunun varlığından bahsetmekedir:
“Kardeşlerim, bu defa üç mektubunuzda birden üç Hulûsî, üç Sabri, üç Hakkı gibi kıymettar dokuz kardeşi gördüm.” 8
İhlâs Risalesinde bahsedilen “tefani” sırrının gereği, Üstad bu üç ağabeyin herbirinde üç talebesinin ruhunun birlikte olduğunu görmüş ve hizmette bu manadaki uhuvvetin ne kadar ehemmiyetli olduğuna dikkat çekmiş ve menuniyetini ifade etmiştir.
Üstad Hazretleri Kastamonu’da sürgün hayatı yaşarken, iman hizmeti ve Nurların neşri de Ispartalı talebeleri tarafından devam ettirilmektedir. Isparta tarafından gelen her hizmet haberi Üstadı ziyadesiyle memnun etmektedir. Lâhika satırlarında Üstadı memnun eden faaliyetlerin yanında, taleberi arasındaki “livechillah uhuvvet” yani Allah için, Allah namına, Allah aşkına yaşanan kardeşlik duygusu olduğu anlaşılmaktadır:
“Sizlerin bu bayram manevî hediyeniz, bayramımı öyle bir tebrik etti ki binler kederim olsaydı silerdi. Bin bârekâllah. Böyle bir zamanda,
-böyle ihlâslı sadâkat,
-livechillâh uhuvvet ve
-fîsebilillâh muavenet,
ancak âlihimmet sıddıkînlerde bulunur.” 9
Üstadın “böyle bir zaman” tabirinden, ahirzamanın olumsuz şartlarını anlamamız gerekir. Öyle ise, ahirzamanın dehşetli fitnelerinden hariçten esecek şiddetli rüzgârlara karşı, ehl-i imanda, özellikle Nur Talebelerinde bulunması gereken vasıflar; sadakat ve Allah rızasını esas alan kardeşlik duygusu ile sırf Allah rızası için birbirinin hizmetine yardım etmek gibi sıfatlar olduğu anlaşılmaktadır.
Dipnotlar:
7- Barla Lâhikası, 120. mektup, s. 157.
8- Kastamonu Lâhikası, 9. mektup, s. 37.
9- Age., 14. mektup, s. 43.