"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ey basiret sahipleri, ibret alın!

Şemseddin ÇAKIR
12 Nisan 2019, Cuma
Cenab-ı Allah âyeti kerimesinde “Ey akıl sâhipleri ibret alınız” (Haşir âyet no: 2) buyuruyor. Gerçi ibret alınacak şeyler çoktur, fakat biz bir yerinden başlayalım. Meselâ: 17. Sözdeki kalbe farisi olarak hutur eden mes’elelere bakalım.

İnsanın geçmiş ve geleceğinin mezar, bu gününün de tabut olması, yani insan iki mezar arasında gibi olması bir gerçektir. Hiçbir felsefe ve teknolojinin bunu değiştirememesi ve buna rağmen insanların çoğunluğunca sanki değiştirilmiş gibi hareket edilmesi nasıl bir idrak ve duygudur?

Ölümün bir kör deve gibi aramızda dolaştığı hengâmede insan kendini nasıl emniyette hisseder ve onların emniyetinin teminatı ne olabilir, bilen varsa söylesin?

Her halde Bediüzzaman’ın ifadesiyle ölümü öldürmek! Peki o nasıl olabilir? Onun imandan başka yolu var mı?

Hani insanlar başkalarını aldatabilir de, kendini nasıl ve neden aldatsın? Ve böyle birisi nasıl mutlu olabilir? Akıllı olduğunu iddia eden herkes önce buna cevap vermelidir.

Bu gibi tezatların çözümü nedir? O şartlarda yaşayan İnsanlar nasıl gerçekçi ve mutlu olabilir? gibi soruların cevabı sadedinde Bediüzzaman’dan bir iki nakil yapalım:

“Yâ Rab tevekkülsüz gafletle derdime derman aramak için cihat-ı sitte denilen altı cihette nazar gezdirdim. Maatteessüf derdime derman bulamadım. Manen bana denildi ki; yetmez mi dert, derman sana?”

Evet gafletle sağımdaki geçmiş zamandan teselli almak için baktım. Fakat, gördüm ki; dünkü gün pederimin kabri ve geçmişlerin bir mezarı ekberidir. Teselli yerine vahşet verdi (Fakat iman o vahşetli mezarı ekberi, ünsiyetli bir meclis-i münevver ve bir mecma-i ahbap gösterir.)

Sonra soldaki istikbâle (yarına) baktım; derman bulamadım. Belki yarınki gün, benim kabrim ve istikbal ise, emsalimin ve nesli âtinin bir kabr-i ekberi suretinde görünüp, ünsiyet değil, belki vahşet verdi (iman ise o kabri ekberi sevimli saadet saraylarında bir dâveti Rahmaniye gösterir.)

Soldan dahi hayır görünmediği için, hazır güne baktım. Gördümki, şu gün, güya bir tabuttur; hareket-i mezbuhânede olan cismimin cenazesini taşıyor. (iman o tabutu bir ticaretgâh ve şaşaalı bir misafirhane gösterir”) (Sözler s. 336)

İşte altı cihetin herbirinde böyle acaiplikler ve iman sayesinde teselliler olduğuna göre, hangi akıl mantık ve vicdan ile iman nurundan mahrum kalınıyor? Yer yüzünde mantığını bulan varsa beri gelsin! Yoksa imana gelsin! demekten başka ne denebilir? Ben de okurlarıma sormak mecburiyetinde kalarak bu insânî hissiyatımı onlara acıdığım için paylaşmak istedim.

Ancak bununda en güzel cevap ve çaresinin yine Risale-i Nur’da olduğunu gördüm şöyle ki:

“Eğer ölümü öldürüp, zevali dünyadan izale etmek ve aczi ve fakrı beşerden kaldırıp kabir kapısını kapamak çaresi varsa, söyle; dinleyelim. Yoksa sus! Kâinat mescid-i kebirinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidayetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zeban edelim. Evet söz odur ve ona derler. Hak olup, Hak’tan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nuranî hikneti neşreden odur. (Sözler s. 58)

Elbette bunlar ölümden kortuğu halde hayat süren, tezatlar içinde, teselliden nasibi olmayan biçareler  içindir. Bir de tahkiki imanla ölüm korkusunu aşmış insanlar vardır ki Üstad onlar namına bakın ölüm ile kendini tehdit eden Rus kumandana karşı ne diyor: “Ölüm; hiçlik değil, yokluk değil, başı boş bir hadise değil, bilâkis ölüm; zindanı dünyadan bostanı cinana, huzuru Rahmana bir geçiştir ve şu dünyanın fani hayatı ve sorumluluklarından bir terhis tezkeresidir; üstelik de sizin gibi bir kâfirin elinden aldığım bir şehâdet pasaportu ile âşık oldığum Rabbime kavuşacağım ki, bu benim için aranıp, bulunamayacak bir fırsattır” der ve o hunhar komutanı ikaz eder. Yani bir mü’minin ölüm hakkındaki gerçek telâkki ve tavrı böyle olmalıdır.

Demek insanoğlunun kendine yaptıpı kötülüğü, devletler, devler ve canavarlar bir araya gelse yine de yapamazlar ve “fa’tebiruuu!”

Okunma Sayısı: 1346
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı