"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ulema-i Râsihun: Bediüzzaman (4)

Şemseddin ÇAKIR
28 Şubat 2020, Cuma 00:15
Üç haftadır devam eden yazı serimize, aşağıdaki sual ve o suale verilen cevapla son verelim inşallah. Sual. “Bin yıldır İslâmın aleyhine teraküm eden” sözünü nasıl anlamalıyız?

Elcevap: Bu bin yıl meselesi de, çok manidardır, onu da kısaca açalım. 

Şöyleki: Aslında bunun bir hadis meâli olduğu anlaşılıyor, zira bu mânayı ifade eden bazı hadis-i şerifler var. 

Meselâ: Celâleddin-i es-Suyuti’nin el-Havi isimli eserinde; sahih hadislere dayanarak “Ümmetin ömrü bin yıldan fazla olup, bin beşyüzü geçmeyecektir” diyor. (el-Havi 11-81)

Enes b. Malik (ra) Efendimiz’den (asm) rivayetle, şöyle dediğini aktarıyor: “Dünyanın ömrü âhiret günlerinden yedi gündür” 

Bu mesele âyet-i Kerimede ise, “Bir de senden acele azab istiyorlar. Elbette Allah sözünden caymaz. Bununla beraber Rabbinin katında birgün, sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir.” (Hac Sûresi: 47)

İbn. Abbas (ra) “Resulullah’ın (asm) yedi günün (yedibin yılın) sonu yedincisinde gönderildi” diyor.

Dahhak b. Zeyd Cüheni rivayetinde “Rasulullâh’ı (asm) rüyamda yedi basamaklı bir minberin yedincisi, en üst basamağında gördüm” diyor ve tabirini Efendimiz’in (asm) “Yedi basamaklı bir minber dünya ömrüdür ve ben onun son basamağındayım” buyurduğunu rivâyet eder.

Diğer bir rivayette de dünyanın ömrü yedi gün (yedibin sene olup) bunun 5600’ü Efendimiz’den (asm) önce geçip geriye 1400 sene kaldığı anlaşılıyor. Tam metnini netleştiremediğim, fakat diğer metinlerden anlaşılan rivâyetlerde de “Mehdi’nin bin sene sonra geleceği” ifade edildiği anlaşılıyor.  İmam-ı Rabbâni’nin bu rivayete göre, bin sene sonra geldiği için kendine “müceddid’i elfisani” dendiğini, kendini Mehdi zannedip aynı metodolojiyi uygulamak istediği fakat, halkta karşılık bulamayınca tereddüde düştüğü anlaşılıyor. Halk; “bu imanın şartlarını isbat da nereden çıktı, hâşâ biz inkâr mı ediyoruz ki” kabilinden itirazlarla karşılaşınca durumu tekrar gözden geçirdiği ve Deccalı da olmadığı için bir yanlışlık olduğunu fark edip hadis külliyatını bir daha tetkik edip şu hadisi şerifle meseleyi fark ettiği anlaşılır. İşte o hadis: “Asırlar içinde en hayırlısı benim asrım, sonra gelenler, sonra gelenler.” Böylece Asr-ı Saadeti, tabiin ve tebe-i tâbiin olarak tesbit ediyor. Baştaki üç asır gidince kendisi 700’e düşer ve bu sefer kendinden 300 sene, tebe-i tâbiinden bin sene  ve Asr-ı Saadetten bin üçyüz sene sonra gelecek zat olarak Bediüzzaman Said Nursî’yi keşfeder ve keşfetmekle kalmayıp, Mektubatının iki mektubunu da, ona tahsis ederek “Said b. Mirzaya mektup” diye iki mektup yazar. (Mektubat mektup No: 75)

Ayrıca bu meseleyi şöyle tavzih eder “Asr-ı Saadetten üçyüz sene sonrasının bin sene sonunda mansabı Nübüvvet mensubu âlim-i tâmmul ma’rife Mehdi aleyhimürrıdvan gelecektir.” diye de, teşhis ve tesbitini ibraz eder.

Aynı zamanda 5. Şuâ 18. Meselede de, bir gün bin sene olarak tefsir edilmektedir.

Rivayette var ki, “Ümmetim istikamette gitse ona bir gün var”

Âyet-i Kerimede de “Sizin gününüzle bin sene kadar uzun olan kıyâmet gününde” (Secde Sûresi: 5) ve hatta ardından gelen yarım gün tabiri de, açıkça 500 sene olarak belirtilmiş durumdadır.

Sual: “Şimdi 1400’ü de, geçtik sebebi nedir?

Elcevap: Yine ahir zamanda Deccal çıkar Allah demeyi yasak eder, Halifeliği kaldırır ve şeâir-i İslâmı yok sayar ve o zaman kıýâmet kopacaktır. İşte o durumda ancak Deccal’ın karşısına Mehdi çıkar ve Mehdi’nin iltimasiyle (veya duâsıyla) kıyamet uzatılır.” İmam-ı Şarani’nin “Kıyamet ve âhiret” kitabında ifade edilmekle birlikte yine Hazinet-ül Burhandaki bir rivâyette; “Dünyanın yıkılmasına yalnız bir gün bile kalsa Cenâb’ı Hak o günü uzatırdı” (Ebu Davut Taberani ibn Mesud)

İşte bu olaylar 1300-1400’lere tekâbül edip, Bediüzzaman bizzat bunların hepsini yaşamış ve hatta bu kanunlar çıkarılırken Bediüzzaman şiddetle mukâbele etmiş, mecliste ondan başkasının gıkı çıkmamıştır. Ve bilâkis meclisteki hocalar “otur, sus! kellemiz gidecek” diye cübbesine asılmışlardır. Sonuçta Bediüzzaman bu karşı çıkışın bedelini ömür boyu hapis ve sürgünlerle ödemiştir.  Yine rivayette “Mehdi’nin ensesi ömür boyu Deccalin nefesinden kurtulamayacağı” rivâyetlerden anlaşılır.

Bütün bu rivayetlerden şu sonuçların çıkarılması ise zaruret arz eder.

1- Üstad Bediüzzaman son müceddid ve Mehdi-i Azamdır. Zaten bunu 12. Asrın müceddidi Mevlânâ Halidi Bağdadi, “Hadaik-ul Vardiye” isimli eserde “Benden sonra büyük mehdî gelecek, bundan başka müceddid yok mehdi müceddit” diye açıkça belirtmiş ve üstelik sarığını ve cübbesini de Bediüzzaman’a göndermiştir. 

2- Üstad Bediüzzamanın “Lâ tezâlü tâifetün min ümmeti ...ilâ âhir.) hadis-i şerifinin ebcedi hesabı doğrudur. Ki orada 1506 ve  sonrası deniyor.

3- Ahirzamanın en önemli kıyâmet alâmetleri zuhur etmiştir.

4- Bediüzzaman bihakkın Bediüzzamandır ve râsihundandır.

Böylece “Allâh-ü a’lem bissevâb”(En doğrusunu Allah bilir.) İtikadıyle bu şifreleri de, deşifre etmeye çalıştık. Hata ettimse Rabbim affetsin. 

Zaten Risale-i Nurlar şifreler hazinesidir. Doğru anlayıp yorumlayana ne mutlu. Rabbim doğru keşifler ihsan etsin. Amin!

Fotoğraf: Erhan Akkaya

Okunma Sayısı: 1243
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı