Sahip olduğumuzu düşündüğümüz birçok şey için “benim” deriz. “Bu benim oyuncağım!”, “Benim odam!”, “Benim bisikletim!” dediğiniz olmuştur. Hepimiz sahip olduğumuz şeyleri çok severiz.
Acaba gerçekten benim mi?
Peki, bir düşünelim. Gerçekten de “benim” dediklerimiz bizim mi? Meselâ çok sevdiğimiz ve saksıda yetiştirdiğimiz çiçeği düşünelim. Onu sulayabiliriz, bakımını yapabiliriz. Ama ona rengini veremeyiz. Çiçeğin açmasını sağlayamayız. Boyunu uzatamayız.
Bizi kim idare ediyor?
Şimdi de kendi vücudumuza bakalım. “Benim elim, benim gözüm, benim kalbim” diyoruz. Ama kalbimizi çalıştırmayı biz biliyor muyuz? Uyurken bile kalbimiz hiç durmadan atıyor. Akciğerlerimiz nefes alıp veriyor. Midemiz yediklerimizi sindiriyor. Bir an için hayal et. Kalbini senin çalıştırman gerekseydi, her dakika onlarca kez “Şimdi at, şimdi tekrar at!” demen gerekirdi. Ya uyuyunca ne olacaktı? İşte Allah bize öyle büyük bir nimet vermiş ki bütün bunları O yönetiyor. Biz bunların hepsini düşünmek ve yönetmek zorunda kalmıyoruz. Demek ki bizi bir idare eden, yöneten var. Allah bütün organlarımızı mükemmel bir düzen içinde çalıştırıyor.
Her şeyin gerçek sahibi Allah’tır
Bizim vazifemiz ise, vücudumuza iyi bakmak, sağlıklı yaşamak ve Allah’ın verdiği nimetlere şükretmektir. Bu dünyadaki her şeyin gerçek sahibi Allah’tır. Biz ise O’nun bize emanet ettiği nimetleri güzel kullanmakla vazifeliyiz. O halde kendi bedenimiz de dahil olmak üzere her şeyin tek sahibi Allah’tır. Elimize, gözümüze, ailemize, evimize ve bütün nimetlere baktığımızda şöyle deyip şükredelim: “Allah’ım, bana verdiğin bütün nimetler için Sana şükürler olsun. Bunlar Senin güzel emanetlerindir.”