"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Osmanlı’da sanat

Ali BEYKOZ
08 Ağustos 2026, Cumartesi
27’nci uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali’nde “Kültür ve Sanatta Yaşam Boyu Onur Ödülü” bu yıl iki kişiye verilmiş bunlardan birisi Selma Güneri...

Ödülünü alırken Selma Güneri “M. Kemal olmasaydı sanat olmazdı” sözleri üzerine amfi tiyatroyu dolduranlar ayağa kalkarak İzmir Marşı’nı söylemiş.

Bunu okuyunca aklıma geldi “Osmanlı’da sanat yok muydu?” diye...

Öncelikle M. Kemal, Osmanlı eğitim sisteminde eğitim aldı ve Fransızcayı iyi derecede, Almanca, Arapça, Farsça, Bulgarca, Rusça ve İngilizce dillerini de seviyelerine göre anlayabiliyor veya konuşabiliyormuş.

İsmet İnönü iyi derecede Fransızca, konuşabilecek düzeyde İngilizce, derdini anlatabilecek kadar Almanca biliyormuş..

Osmanlı lisan konusunda iyi eğitim vermiş aslında. 

Sanatta nasılmış diye araştırınca ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: Osmanlı İmparatorluğu sanatının, İslâmî inançları merkeze alan bir yapısı vardı. Bunlardan bazılarından bahsedersek;

Mimari: Cami, medrese, türbe ve külliyeler... Mimar Sinan ile zirveye ulaşıyor.

Hat Sanatı: Hattatlık, güzel yazı yazma sanatı.

Tezhip: El yazması kitapları ve levhaları altın yaldız ile süsleme sanatı.

Minyatür: Derinlik ve gölge olmaksızın yapılan detaylı ve küçük boyutlu resim sanatı.

Çinicilik: Toprağın pişirilip sırlandıktan sonra duvar ve eşyaları süslemek için kullanılması.

Ebru: Kitre ile yoğunlaştırılmış su üzerine boyalarla desen yapıp kağıda aktarma sanatı.

Katı’ sanatı: Kağıt veya deriyi ince bir şekilde oyarak, dantel gibi işleyip bir başka zemin üzerine yapıştırma suretiyle yapılan oyma ve süsleme sanatı. Selçuklu dönemine kadar uzanan bir sanat.

Bunları bir kenara bırakalım ve sahne sanatlarını önemseyenler için Osmanlıda sahne sanatlarından da bahsedelim. 

Kukla: İpli veya el kuklalarıyla şenliklerin, saray eğlencelerinin ve halk tiyatrosunun en önemli ve renkli gösteri sanatlarından birisidir.

Meddahlık: Tek kişinin canlandırdığı hikâye anlatıcılığıdır. Baston ve mendil gibi birkaç basit eşya kullanarak farklı karakterleri seslerini ve tavırlarını taklit ederek genellikle kahvehanelerde sahnelenirdi.

Karagöz ve Hacivat: Gölge oyunudur. Işıklı perde, figürler ile tek kişinin tüm sesleri seslendirerek bir olayı anlatmasıdır. Şimdilerde çocuklar için sahnelense de eskiden yetişkinler için gösteriler olurdu.

Orta oyunu: Geleneksel Türk Tiyatrosunun açık alanda oynanan doğaçlama tiyatrosudur.

Tiyatro: 1860’lı yıllardan sonra yaygınlaşmıştır. 

Müzik: “Klasik Türk Müziğini” anlatmak başlı başına bir yazı çalışmasıdır. Mehter müziği, tasavvuf müziği, halk müziği... Ney, ud, tambur, kanun, kemençe, rebab, kudüm... Osmanlı’da müzik hem saray hayatının hem de halk kültürünün ayrılmaz bir parçasıydı.

Sinema ise Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarına denk gelmiştir.

Sanat ve sanatkârı oldukça varmış yani...

Okunma Sayısı: 165
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı