"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Süleyman Demirel ya da Konuşan ve Yasaksız Türkiye

Ali HAKKOYMAZ
21 Haziran 2019, Cuma
Düzgün, sıkı, yumuşak, akıcı, anlaşılır, seviyeli, tevriyeli, bol kinayeli Türkçesiyle hatırlıyorum.

Kelimeler ağzında emanet durmuyordu. Kâğıda bakmadan konuşan nadirlerdendi. Karşısındakinin cehaletini kolay kolay yüzüne vurmazdı. 

Fakat bir gün gazeteciler olduk olmadık sıkıştırınca; taşı gediğine koydu: “Binaenaleyh sözün çoğu aptala söylenir.” 

Başı sıkışanların çalacağı kapı idi. Aleyhinde tiyatro çeviren Levent Kırca ve arkadaşları oyun çadırları yanınca ihtiyaçlarını ona açabiliyordu. 

Said Nursî’ye büyük bir hayranlığı vardı. Said Nursî’nin cumhuriyetçi ve demokrat olduğunu keşfeden nadir idarecilerdendi. İkisinin de hedefi, özlemi hürriyetti. İkisinin de müstebitlerle başı belâda idi... İkisinin de müşterek düşmanı cehalet, fukaralık, kavga idi. İkisi de asayiş berkemal olsun istiyordu. İkisi de hapis yattı. Hemşehri sayılırlardı. 

Aklın yarısının komşuları ile iyi geçinmek olduğunu bildiğinden hiçbir komşu ülkeyle arası açık değildi. Öteki devletlerle de arayı açmamaya çalışırdı. Hazır cevaptı. 

Esprili konuştuğundan seveni sevmeyeni; ne diyecek diye merak ederdi. Ortamı sakinleştiren bir yapısı vardı. Yerinde fıkra anlatır, atasözlerini araya sıkıştırırdı. Kısa cümlelerle konuşurdu. 

Yasaksız ve konuşan Türkiye... Onun bir hürriyet çığlığı idi. Asık suratlı idarecileri görmek, dinlemek yorucu, sıkıcı işlerden... O tebessüm ediyordu. 

“Dün, dündür; bugün, bugündür” dediği için demediğimizi bırakmamıştık. Dilimize pelesenk yapmıştık bu sözü. Orada bir “zaman” vurgusu vardı. Dün, geri gelmez; düne gidemeyiz, vardı. Ölenle ölünmez, vardı. Düne takılıp kalma; önümüze bakalım; zaman şimdiki zamandır diyordu; o kadar. 

Bugün bunun tıpkısının aynısını fiilleriyle bağıra çağıra söyleyenlere bir şey demiyorsak ben diyeyim: “Dün, dündür; bugün, bugündür.” 

Neyse: “Her şey dünde kaldı cancağızım; bugün yeni şeyler söylemek lâzım!” diyen Mevlânâ... ve: “Hayat zannettiğin halât; bulunduğun ândır” diyen Said Nursî’yi nasıl anlayacaksın. Yani ki ha; hayat şu ândır; yaşadığın andır. Ne diyeyim ki... sende zaman mefhumu; “mevhum” bir hâl almışsa; git de şimdiki zamanla göz göze gel.

Dilimizden kelimeler alınınca; düşünmeyi, konuşmayı, kıymetlendirmeyi de unuttuk. Böylece hadiseleri, zamanı, mekânı, tarihi, okuduklarımızı, birbirimizi çok da anlamaz olduk. Dostluk-düşmanlık gibi kelimelerin içine attık neleri ve dahi hallettiğimizi zannettik. 

Aydın nefret etmez; anlamaya çalışır. Hakkın, hakikatin peşindedir. Abdülhamid’le görüşmeye niye geldi Said Nursî? 

Said Nursî’nin Abdülhamid’e bakışı da genel teamülün dışında... Görüştürülmediği gibi; hastaneye sevk edildiğini biliyoruz. İmanın temel şartı hürriyet değil mi! Menderes’le de görüşmeye geldi; ona da aynı zihniyet müsaade etmedi. Aydınlar tehlike öncesi işaret fişekleridir. Sait Faik, yazarların devletten, özelden yardım almasına karşı çıkar; hürriyetleri zedelenmesin diye...  

O aydınların ne zor şartlar altında seçimle gelmiş Menderes ve Demirel’e yaptıkları da acı, tuhaf, anlamsız ve acımasız... Ve ne yazık ki üzülerek... Namık Kemal’in hürriyet çığlığı henüz mâkes bulmadı.

İşte böyle... hakikat aynasıyla bakacağımıza; menfaat üzerinden bakarsak; yalan ve yanlışlara elbise dikmelere kalkarız. Neyse... 

Binaenaleyh, ölüm haktır ve dünyayı biz de bitirdik, diyenlerden oldu; ömrü silâhların gölgesinde geçen Merhum Demirel.

Siyaseti bize bırakıp gitti de... öylesi de kolay kolay gelir mi; bilmem! Siyaseti, espriyi, hakikati, zamanın icabını düşünerek verdiği cevaplara bugün ne çok ihtiyaç var. Meselâ üniversite gençliği yürüyor. 

Üzerlerine hemen devleti, polisi salmıyor ve meşhur aforizmalarından biri zihinlere tebessümle oturuyor: “Yollar yürümekle aşınmaz.” Ve yine unutmadığımız (o benzin sıkıntılı günlerde) yine yüzümüzü tebessüme boğan: “Benzin vaa’ da içtik mi!”

Demir asâ demir çarık dere tepe gezdi. Hürriyeti, demokrasiyi, sandığın önemini anlattı. Devletin kör kuruşu varsa; işte yakam; gelin, yapışın, diyordu. Muktesitti. İsrafın düşmanıydı. 

Yüzlerce esere kısa zamanda imza attı. Ve üzüntü verici ki bunlardan en büyüğü GAP hâlâ öksüz, yetim vaziyette... Çok az istifade edilmekte... Tarımın ve hayvancılığın can çekiştiği bir zamanda GAP’a ne kadar ihtiyacımız var. 

İki sefer mazbatası elinden silâh zoruyla alındı. Yılmadı. Vatandaşı azarlamayı bilmezdi. Olur olmaz birilerine dâvâ açmazdı. Kendisine hakaret edenleri de affediyor; hapisten çıkması için bakanını görevlendiriyordu.

Az vergi; çok hizmeti şiar edindi. 

Evvel ahir tavsiyesi; hürriyeti zincire vurmayın; keser döner sap döner; o zincir size dönerdi. 

Merak ettim; Türkçeyi bu denli güzel konuşan adamın evini. Bir yolunu bulup gittim. Kitaplara gömülmüş bir adam gördüm. Mütevazı eşyaların arasındaydı. Çok şaşırmıştım. Hemen arkasında -benim de kütüphanemde olan- İbnü’l Emin Mahmud Kemal İnal’ın “Son Devir Sadrazamları” dikkatimi çekmişti. 

Adam okuyordu ve zaten okumadığımızdan okuyanları da anlamıyorduk. Onu da pek anlamadık. Onun vefatının dördüncü sene-i devriyesi... Rahmete gark ola...

Okunma Sayısı: 2378
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali R. Yardimoglu

    21.6.2019 20:59:45

    ..sadece halisane ahrar idrakliler anlayabilirdi, ve hala oyle olanlar anliyor; kendini takliden benzeten siyasi firsatcilar, kim olsa olsunlar, muvaffak olamiyor...... Allah rahmetiyle muamele eder muhakkak, Ustad' a, halis siddik talebelerinden vefat etmislere, Demirel' e ve sadika hanimi Nazmiye hanimefendiye.....amin..

  • Munir

    21.6.2019 17:06:16

    Rahmet Duası ile O kadar siyasi çalkantı ve badireler içerisinde hiç yılmadan çalışan ve kısa sürede memleketimizin maddi ve manevi refahına yol açan fevkalade hizmetlerde bulunan merhum Demirel'e Cenab-ı Allah gani gani rahmet eylesin.

  • Ali

    21.6.2019 10:32:59

    Allah rahmet eylesin

  • Abdullah Tunç

    21.6.2019 06:32:49

    Çok hoş bir yazı.İçinde hak ve edebi yat çiçekleri var.Misk gibi kokuyor.Za manında kıymeti bilinmeyen ve hala de pek idrak edilmeyen fevkalade değerli bir devlet adamını, memleket ve hizmet sevdalını ne kadar güzel, bir edebiyatçı tarzı ve edasiyle anlatmışsınız. Bir vefa borcu olarak çok kıymetli bir tazı.Hakperest bir yazı.Bu yazıyı okuyunca,uslubun tatlılığından mıdır yoksa ,başka bir sebebi mi var bilmiyorum ama içimi bir hüzün ve hasret sardı. Demirel'li yılları hasretle andım ve arzuladım Keşke tekrar yaşamak imkanı olsaydı diye içimden geçirdim.Tebrikler Ali hocam.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı