"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kerim olmak büyüklüğün şe’nidir

Ali Rıza AYDIN
10 Eylül 2020, Perşembe
Evvelâ; el-Kerîm, Cenab-ı Hakk’ın esmasından cömert, kerem sahibi; muktedir iken affeden ve daha birçok manalara gelen bir isim olduğu gibi; Allah (cc), bu hasleti, kuluna da lütfetmiş.

Demek ki, kerim olmak büyüklüğün, olgunluğun şiarı! 

Her insanın içtimaî durumu, konumu, pozisyonu farklılıklar arz ettiği gibi; bulunduğu maddî-manevî mevki, taşıdığı sorumluluk da birbirinden ayrıdır. 

Meselâ, büyük, büyüktür; dolayısıyla, ondan beklenen de büyüktür; baba gibi, ağabey gibi yaşlarının yanı sıra başları da yani, duruşları ve bakış açıları küçüklere nispeten, büyük olmalıdır. 

Her şeye rağmen, her insan hata yapar. Kusur ise, adeta, bataklığa benzer. İnsan, kusura baktıkça batar, baktıkça içinden çıkılmaz hâl alabilir. 

Aklı başında bir büyük, hususan bu, manevî büyüklerden biri; açıkçası, bir ağabeyse eğer; ondan, kerim olmak beklenir.  

Çünkü kusura karşı kusur, hataya karşı hata; diğer bir ifade edişle, kısas yapmak büyüklere yakışmaz. Peki, küçüklere yakışır mı kırmak dökmek, büyükleri incitmek? 

Asla! 

Büyüklere kerim olmak düştüğü gibi, küçüklere de selîm; yani doğru dürüst, tehlikesiz, samimî olmak bir cihette vecibe. Büyükler hata yapmaz, onlara sual sorulmaz diye bir kaide olur mu? 

Buna gayet açık bir örnek: Hz. Ömer, konuşma yapmak için minbere çıkmıştı. 

“Ey mü’minler! Beni dinleyin ve bana uyun” deyince, arka saflardan biri itiraz eder: 

“Ey mü’minlerin emiri! Seni dinlemiyorum ve sana itaat da etmiyorum! Çünkü sen, Allah ve Resulü’nün (asm) yolunda gitmiyorsun!” der. 

Halife, “Neden?” diye sorar. 

Bunun üzerine o zat sebebini şöyle izah eder: “Ganimet taksiminde, bizlerden hiçbirine elbise diktirecek kadar bir kumaş düşmediği halde, görüyorum ki, sen o kumaştan fazla almış, bir elbise yaptırmışsın!” 

Hz. Ömer, cemaat arasında bulunan oğlu Abdullah’a (ra) işaret eder. Hz. Abdullah da kalkıp payına düşen kumaşı babasına verdiğini ve bu surette babasının bir elbise diktirebildiğini söyler. Gözler ikazda bulunan zata yönelince, o zat ayağa kalkar ve: 

“Şimdi konuş, ey mü’minlerin emiri! Şimdi dinliyorum ve sana itaat ediyorum” der. 

Hâl böyle olunca, hiç kimse sual sorma hakkını kullanmaktan çekinmemeli; hiç kimse de, gocunmamalı, bundan rahatsızlık duymamalı. 

Zira toplum hayatında akla gelmeyen, başa gelebiliyor. 

Bizler, bir Ömer (ra) olamayız, ama ister Ömer, ister Ali, ister Veli olalım; Hz. Ömer’in bu güzel hasletini örnek alıp, dostlarımıza karşı, keremkâr davranabiliriz. 

Kerim olmak, büyüklüğün şe’nidir.  

Okunma Sayısı: 1451
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı