"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Barla Lâhikalarında Risale-i Nur (11)

02 Ocak 2021, Cumartesi
Risale-i Nur hizmetinin tesirli olması için zahirî ve bâtınî duygularımız ile dilimizin söylediğini, kalbimizin de tasdik etmesi ve lisan-ı hâlimizle de bunu yaşamamız zarurî olduğu gibi, bütün çalışmalarımızı, zamanımızı, kazancımızı bu hizmete harcasak bile az olduğunu söylüyor Üstadımız. “Yüz elimiz de olsa ancak Nur’a kâfi gelir” diyerek hizmetin önemini söylemiş.

Risale-i Nur, Kur’ân'ın bu asırdaki en yüksek bir tefsiri ve ilmi olup, toplumun her tabakasına hitap eder. Okunduğunda küçük-büyük, âmi-âlim herkesin hissedar olduğu bir eserdir.

Lâhikalarda mübarek saff-ı evvel ağabeylerimizin, Risale-i Nur’un bu yüksek ilmi karşısında, kendi yaptıklarının küçük bir cüz hükmünde bile olmadığını beyan eden mektupları yer alır.

“Evliyanın hizmeti nerede, benim hizmetim nerede?” diyerek ümitsizliğe düşen talebelerinin imdadına ise Üstadın şu cümleleri yetişir:

“Sakın deme: 'Benim namazım nerede, şu hakikat-i namaz nerede!' Zira bir hurma çekirdeği, bir hurma ağacı gibi, kendi ağacını tavsif eder." (Sözler) Böylelikle küçük bir hizmetin dahi ne kadar önemli olduğunu ifade eder.

“Bu manevî cihadda küçük mesele zannettiğiniz, çok büyük olabilir. [...] Madem livechillâhtır, o işin küçüğüne, büyüğüne, kıymetli ve kıymetsizliğine bakılmaz. İhlâs ve rıza-i İlâhî yolunda zerre, yıldız gibi olur." (Lem'alar, s. 383)

Hatta Sabri Ağabey yazdığı bir mektubunun -tevazuundan- eserlere dâhil edilmemesini şöyle ifade ediyor:

"Şu on dördüncü asr-ı Muhammedîde (asm) marziyat-ı Rabbaniye ve tebligat-ı Ahmediyeyi bihakkın îfâ ve icra ve ilâm ve infaz eden, elhak 'matla-i şems-i füyuzat' [feyizler, bereketler güneşinin doğduğu yer] tabiriyle tavsif ve tâzime mâsadak bulunan Nur risale-i feridelerinden ruh-u âcizîye in’ikâs eden ve sermaye-i kemterânemden olmayıp sırf Risaletü’n-Nur’un füyuzat ve lemaatından derip çatıp yazdığım arîzalarım, mahza bir eser-i hüsn-ü teveccüh-ü kerîmâneleri olarak Risaletü’n-Nur sırasına idhal edilmesi hicabımı intac etmiştir." (Barla Lâhikası, 47. mektup) Yani; Peygamberimiz (asm) zamanında olduğu gibi Cenab-ı Hakk'ın emirlerini hakkıyla ilân eden, bu asırda o vazifeye mâsadak olan Risale-i Nur'dan aldığım feyizlerle yazdığım arzularımın böyle önemli bir esere dâhil edilmesi mahcubiyetimi netice vermiştir, diyor.

(Sabri Ağabeyin bu ifadelerinden nefsime çıkardığım dersi de paylaşmak istedim: “Ya Rabbim, kaynağı Risale-i Nur olan yazılarımdan dolayı kalbime gurur ve kibir verme. Yazılarımı güzelleştirenin de Risale-i Nur olduğunu unutturma.”)

Devamında; “Zira bahr-i muhîta nisbeten bir cetvel hükmünde bile olamayan bu abd-i âcizin pürkusur ifadeleri, öyle bâlâ bir mevkide yer tutacak bir mahiyette olmadığı aşikârdır. Umarım Cenab-ı Kibriya’dan ki, karîn bulunduğu nevvar ve ziyadar Sözler’in nur ve ziyalarından müstefid ve ziyadar ola.” (Barla Lâhikası, 47. mektup) Yani; okyanusa nisbeten benim gibi kusurlu ve âciz birinin ifadeleri bir su arkı bile olmadığı gibi, öyle yüksek bir mevkide dahi yer alamaz.

Risale-i Nur, bütün asırları tayyederek Asr-ı Saadeti bu zamana taşımıştır. İçinde bulunduğumuz âhirzamanın dehşetli fitneleri karşısında kendisine talebe olanlara, adeta Sahabe hayatının lezzeti ile mütelezziz bir hayatı yaşatır. Üstadımız da bu hizmetin “Sahabe Mesleği” olduğuna dair ifadelerini eserlerinde defaatle belirtmiştir.

Risale-i Nur ayrıca Deccal ve Süfyan cereyanları tarafından yerleştirilmek istenen inkâr-ı ulûhiyet fikrini temelden çürütüp, unutturulmak istenen Sünnet-i Seniyyenin ihyâsı ve inşası için çalışmakta; kendisinin okunmaması ve neşredilmemesi için her türlü engeli çıkaran zındıka komitesi ile de mücadele etmektedir.

"İmam-ı Rabbanî Ahmed-i Farukî (ra) demiş ki: 'Ben seyr-i ruhanîde kat'-ı meratib ederken, tabakat-ı evliya içinde en parlak, en haşmetli, en letafetli, en emniyetli, Sünnet-i Seniyyeye ittibaı esas-ı tarikat ittihaz edenleri gördüm. Hatta o tabakanın âmî evliyaları, sair tabakatın has velîlerinden daha muhteşem görünüyordu.” (Lem'alar, s. 174)

Evet, buna benzer müjdeli ifadeler saff-ı evvel ağabeylerimizin hizmetlerine şevk ve gayret verdiği gibi, bizlere de aynı duyguları yaşatır inşaallah.

"Hâlık-ı Zülcelâl’in hususî iltifatını îmâ eden en gizli bir işarete, yüz bin can olsa ve feda edilse ve yüz bin sene ömür var ise, o yolda [hizmet yolunda] sarf edilse yine ucuzdur." (Barla Lâhikası, 242. mektup)

Okunma Sayısı: 1464
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Recep ziftci

    7.1.2021 09:52:08

    Çok istifade ettim allah razı olsun

  • Musa

    2.1.2021 21:04:29

    Allah razı olsun çok güzel anlatmış siniz

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı