"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hop, ezdun oni!

Faruk ÇAKIR
08 Mayıs 2024, Çarşamba
Türkiye’nin ‘hak, hukuk ve adalet’ yolunda ilerlemesi için destek olması gerekenlerin bunu yapmayıp engel olması ya da “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın!” tavrını takınıp konu ile ilgilenmemesi büyük bir vebal değil mi?

“Hak, hukuk ve adalet yolu” bütün bir milletin menfaatine olduğu halde; vaktinde ve zamanında bu ‘yol’a sasip çıkmayanlar ve apaçık haksızlıklar karşısında sessiz kalanlar bu millete ne zaman özür dileyecekler?

Bazılarının bugün seslendirdikleri ‘doğru’lar 3, 5 ve hatta 10 yıl önce seslendirilmesi icap etmez miydi? Yüzde yüz yanlışlar karşısında dün susanların, bugün ‘gerçekler’i hatırlaması ve hatırlatması geç kalmış bir ‘özür’ sayılır mı? Bu hal, acemi bir muavinin otobüs şoförüne; “(Geriye doğru) Gel, gel, gel!” diye seslenmesi ve şoför kaza yaptıktan sonra “Hop, dur, ezdun oni!” demesine benzemiş olmaz mı?

Türkiye’yi idare edenler neredeyse 10 yıldır ülkemizi ‘hak, hukuk ve adalet’ bakımından ‘geriye’ sürüklemiyorlar mı? En üst seviyede bir idarecinin “Anayasa Mahkemesi kararları beni bağlamaz. Bu kararları uygulamayız” demesine bu sözleri dediği gün bütün akıl sahiplerinin itiraz etmesi şart değil miydi?

Aynı şekilde yürürlükteki kanunlara göre uyulması icap eden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarına uymamak da en büyük yanlış olmadı mı? İdareciler bu sözleri söylediğinde hemen itiraz edilseydi Türkiye bu kötü noktalara sürüklenir miydi?

İktidar kanadının kanaatlerini dile getirdiği ifade edilen bir yazıda şöyle denilmiş: “Herkesin şunu iyi anlaması lazım. Mesele Osman Kavala meselesi değil, mesele Türkiye meselesi... AİHM kararlarını uygulamayan bir Türkiye, Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayan bir Türkiye, Avrupa Konseyi tarafından yaptırım tehdidi ile karşı karşıya olan bir Türkiye... Peki bu kime yarar? Bizim Avrupa Konseyi üyeliğimiz sadece 12 Eylül darbesinde askıya alındı. Türkiye’nin Osman Kavala yüzünden Avrupa Konseyi’nde yaptırıma uğraması kime ne fayda sağlar? Türkiye’nin görünümünü nasıl etkiler?” (Hürriyet, 6 Mayıs 2024)

Tespitler doğru. Fakat bu tespitler AİHM kararına uyulmadığı ilk gün ifade edilmesi çok daha iyi olmaz mıydı? Gerek Anayasa Mahkemesi kararları ve gerekse AİHM kararlarına uymamanın Türkiye ve millet lehinde olmadığını anlamak için aylar ve yıllar geçmesi mi gerekiyordu? Bu kanaati ifade için 31 Mart 2024 seçimlerinin yaşanması ve iktidarın ‘mahalli idarelerde muhalefete düşmesi’ mi gerekirdi?

Yüzde yüz doğruları görmeyip, “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın!” tavrı takınan herkes yanlış yoldadır. Mesele sadece AYM ya da AİHM’nin belli başlı kararlarına uymak ya da uymamakla da izah edilemez. Türkiye’nin yapması gereken bir bütün olarak ‘hak, hukuk ve adalet yolu’na yönelmesidir. Aksi her yol hem Türkiye’nin hem de bir bütün olarak milletin aleyhinde olur. 

Bu yolu tercih etmeyi ‘yarın’a bile bırakamayız. Aksi durum, ‘trafik kazaları’na yol açar ve sürekli “Hop, ezdun oni!” demeyi gerektirir, bilinsin.

Okunma Sayısı: 1061
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı