Bir ağacın dalı yanabiliyor ve kuruyup ölüme maruz kalıyorsa, meyvesi buruşup çürüyüp ölüme gidiyorsa; bu küçük dal ve meyve, evet, parçası oldukları ağacın da, bütünün de yanıp ya da kuruyup, çürüyüp ölebileceğinden akıl, şuur sahiplerine ders vermiş oluyor; bunun işareti, delili olmuş oluyor.
Bir insanın vücudundan herhangi bir parça, organ zarar gördüğü gibi zaman geçtikçe yaşlanıp vücudun bütünü de tahrip olup ölüyor. Kâinatı da bir insana ya da ağaca benzetecek olursak, bu Kâinat ağacının da dalları hükmünde uydular, yıldızlar, galaksiler ve yaprakları, çiçekleri, meyveleri hükmündeki bitkiler, hayvanlar, insanlar eskiyor, parçalanıyor, bozuluyor, ölüyor; bu da elbette bütünün de, kâinatın da yıkılıp, bozulup vefat edeceğine bir ders, haberci oluyor.
Ve bu mahiyetteki kâinatta cin ve insan nevine hür irade verilmiş; bu çok büyük, önemli bir özellik. Çünkü Cennet ülkesi parlak, çok güzel; Cehennemde ise dehşetli şeyler var. Fakat zıt şeyler ise kıyametten önceki bu dünya hayatında, kâinatta bir arada var. İmtihanda, imtihan müddetince soruların cevaplarını işaretleme imkânı ve iradesi vardır ve serbesttir. Doğru ile yanlış şıkların, zıtların yan yana bulunmasıyla, konulması ile imtihan gerçekleştirilebilir; fakat kötü olan asıl şey ise bu doğruya, güzele zıt olan yanlışları ve kötü, çirkin cevapları kasıtlı, şuurlu olarak işaretlemektir.
Ve yanlış cevaplar imtihanda güzel, doğru cevapların yanında konulmazsa, imtihan denen bir mana kalmaz. İmtihanda şer cevapların konulması şer değildir; bu şer cevapları hür irade ile kullanmak, işaretlemek şerdir. İradeyi kötüde, yanlışta kullanıp bu işaretlemeyi sürdürmektir kötü olan. Bu imtihan etme özelliği insanda dahi yerleştirilmiş ki vücudumuza dahil edeceğimiz domatesi dahi imtihan ediyoruz; eğer bozuk değilse menemene koyuyoruz. İş yerindeki kapının güvenlik sorumlusunu belki 2-3 imtihandan sonra seçiyoruz. Evlerimize yoldan geçen herkesi değil, belli güzel ahlakta olanı kabul ediyoruz.
124 bin peygamber (a.s.) ve başta Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.) ve Kur’ân, İslâm; tüm doğru, güzel, kıymetli olanı, Cennet ülkesine layık ahlakı, kâinatın yaratıcısının rızasını elde edebilecek ahlakı göstermiş. Öyle ki zaman ihtiyarlandıkça, geçtikçe Kur’ân gençleşiyor. Yedi vecihle harika ve kırk vecihle mucize olan Kur’ân güneşine gözünü kapayan, ancak kendisine gündüzü gece yapar.
Şu zamanda teknoloji ve maddî imkânları toplamakta tüm vakitlerini, ihtiraslarını, varlıklarını harcaması, tüketmesi sebebiyle de mü’minleri geçip maddeten istikbale uçan toplumlar; mesela en basit bir örnek: hız sınırı koyma ihtiyacını izale eden yüksek kalitedeki yol teknolojileri ile bir yerden diğer bir yere saatler önce vararak, zamandan da iktisat ederek ve çok daha önce işlerini, ihtiyaçlarını görüp, evet, sadece bu değil, birçok maddi cihette böyle bir hayatı elde ediyorlar. Maddî terakkide lakayt kalmak, Allah’ın bu cihetteki nimetlerine ehemmiyet vermemek tam bir cehalet olur. Bu zamanda i‘lâ-yı Kelimetullah maddeten terakkiye mütevakkıftır. Elbette hususan, öncelikle Allah’ın dinini, İslâm’ı huzur, emniyet, kolaylık ile yaşamak, öğrenmek ve dünyadaki ciddî müşterilere, muhtaçlara, insanlara ulaştırabilmek için bu cihet de ihmal edilemez. Ahiret, İslâm; rüşvet verilmeden bu da imar edilmeli. Fakat şunu da tefekkür etmek ne kadar da çok huzur ve hayret uyandırıcı ki: Milyon değil, milyar dolarlık şirketlerin evliliği, büyüme yatırımları; fakat gaflet ile, yani Allah’a ve ahirete ehemmiyet vermeden gerçekleştirilen dünya işleri, ihlasla herhangi bir ibadetin, mesela namazdaki bir sünnet-i seniyyeye verilen ehemmiyetin kıymetine; çünkü bu ihlaslı ubudiyet ebedî neticeler bıraktığı için, yetişemiyor.
Dolayısıyla ne şahane, hem dünya vazifelerini hem de ahiret hazırlıklarını kaliteli, güzel hazırlama gayretinde olabilmek.