"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Siyasî iktidarın lideri, üstadı, mürşidi...

M. Latif SALİHOĞLU
24 Mayıs 2024, Cuma
TARİHTE BU GÜNLER: 25-26 Mayıs 1904-1983

Hemen başta ifade edelim ki, bu bir övgü, ya da yergi yazısı değildir. Ne tenkit var, ne de takdir. Sadece ve sadece bir meseleyi tesbit, tarif ve izaha yarayacak objektif bilgiler yer alıyor, bu yazıda.

Tesbit şudur: Mevcut siyasî iktidarın özellikle lider kadrosu Büyük Doğu ve Necip Fazıl ekolünden gelmedir. Baştaki şahıs dahil olmak üzere, partinin ana kadrosu için birinci üstad Necip Fazıl’dır. Necip Fazıl’ın (26 Mayıs 1904-25 Mayıs 1983) hocası, şeyhi ve mürşidi ise Abdülhakim Arvasi’dir. (1865-1943)

Şeyh Arvasi hakkında, Risâle-i Nur’daki bazı mektuplarda “İstanbul’daki ihtiyar zat, ihtiyar hoca” tabirleri zikrediliyor.

Asıl konumuz ise, siyasî iktidarın akıl, fikir ve siyaset üstadı olan Necip Fazıl’ın, kendi hocası ve mürşidi olan Şeyh Arvasi hakkında yazdığı medihnâmelerdir. Söz konusu medihnâmeleri belli başlı iki kitapta toplamış. Bunlardan birincisi “Son Devrin Din Mazlumları”, ikincisi ise “O ve Ben” isimli kitaplardır.

Şimdi, hiç araya girmeden ve hiç tevil-yorum katmadan, bu iki kitaptan bazı iktibaslarda bulunarak, nihaî değerlendirmeyi siz aziz okuyucuların takdirine bırakıyoruz.

İşte, Necip Fazıl’ın kendi hocası Şeyh Abdülhakim Arvasi hakkındaki sözlerinden bazı pasajlar:

*

Efendim! Benim Efendim!

Bana yakan gözlerle bir kerecik baktınız;

Ruhuma büyük temel çivisini çaktınız!

“Kaç milyon baba ve kaç milyon anne, senin milyarda birin eder? 

Sen benim böyle bir şeyimsin! 

Babamla anneme Allah’ın bana tattırdığı varlık şevkine vesile oldukları için nasıl bağlıysam, sana da, bu ölçünün ebedî hayat mikyasiyle perçinliyim. Düşünsünler farkı!

“Seni, Bağlum köyündeki, namsız ve nişansız çukurunda, bembeyaz ve taptaze bir kefene bürülü, esmer ve pembecik teninin hiçbir noktası tozlanmamış ve paslanmamış; derin gözlerin ebediyete çevrili, Allah’ı zikrederken görüyorum.

“Yirmidokuz yıl değil, iki bin dokuz yüz yıl değil, sayılar boyunca devirler gelip geçse, üzerinden zaman geçmeyecek velîlerdensin sen... 

“Ruhun gibi kalbin de mahfuz... Kalıbın orada; fakat ruhaniyetin, Allah’ın izniyle her tarafta ve benim yanımda...

“Baş ucumdasın, biliyorum; ama ben ne yapayım ki dünya zindanı içinde, ayrıca beş hassemin zindanında kapalıyım ve seni göremiyorum.

“Ama bu Kapı’ya beni köpek diye yazan, bu gemiye paspas diye alan sen, kabul etmez misin ki, ‘O Kapı’nın köpeği’ ve ‘O geminin paspası’ olmak rütbesinin üstüne bu dünyada pâye yoktur?

“Allah bana, Bağlum köyünün yalçın ve çıplak mezarlığında, namsız ve nişansız bir taş altında, başım onun ayaklarına doğru gömülmeyi nasip etsin.” (*)

....................................

(*) Şu son cümle, aslında bir nevi vasiyet gibidir. Şayet, Ankara-Bağlum’da tarif etmiş olduğu yerde defnedilmiş olsaydı, buradaki vasiyeti yerine getirilmiş oldurdu. Ne var ki, buna uyulmayarak, Necip Fazıl İstanbul Eyüp Sultan Kabristanına defnedildi.

Okunma Sayısı: 1572
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • HÇeşitcioğlu

    24.5.2024 17:14:53

    Ülfet katmerli bilmezlik. Merhum N.Fazıl ve merhum Arvasi üstadı son derece kıskanan ve türedi/ yandan çıkma görürler. Hatta o 2 kitaptan birinde var; N.Fazıl hiçbir mazereti olmadığı halde İstanbul' dan cenazesine katılmadığını belirtir. Risale- i Nur' un Sadeleştirilmesi HÇeşitcioğlu yazıları bu konuda belgeli ve ispatlı..

  • Latif Salihoğlu

    24.5.2024 11:46:53

    Nur Talebeleri ehl-i tahkiktir. Gerçek durum, Arda Yıldız'ın yorumundaki gibi değildir. O yorumu ironi şeklinde düşündüm. Zira, durum tam tersinedir. Necip Fazıl'ın Üstad Bediüzzaman ve Nurcular hakkında yazıp söyledikleri sûizan, perdeleme ve karalama ağırlıklıdır. Bir kaynak: NF'nin "Son Devrin Din Mazlumları." Okuyucularımızı yanıltmamak için bu tavzihi lüzûmlu gördüm. MLS

  • Arda Yıldız

    24.5.2024 07:48:41

    Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun. Üstadımız için her zaman hüsnü zan ettiğini söyleyebiliriz. Kitaplarında her zaman üstad ve nurcular hakkında olumlu şeyler yazmıştır.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı