"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

32. Söz ve 23. Lem’a konuşunca, ehl-i dalâlet susar

Ziya Nur BİRLİK
24 Temmuz 2026, Cuma 02:16
Risale-i Nur'da yer alan 32. Söz ve 23.Lem'a, "tarafsızlık" adı altında Kur'ân'ı şüphe masasına yatırmaya net bir şekilde cevap verir. Materyalist felsefenin tesadüf ve tabiat iddialarının imkânsızlığı gözler önüne serilirken, zerratın diliyle inkârcı zihniyete karşı ilmî ve mantıkî bir taarruz gerçekleştirilir.

DİZİ: BİLİM MASKELİ İLLÜZYON: HİLELİ HİPOTEZ VE SÖZDE TARAFSIZLIK-2

“O vakit şöylece şeytana karşı münazara başladı: Bîtarafâne muhakeme ise, taraf-ı muhâlifi iltizamdır, bîtaraflık değildir. Muvakkaten bir dinsizliktir. Çünkü, Kur’ân’a kelâm-ı beşer diye bakmak ve öyle muhakeme etmek, şıkk-ı muhâlifi esas tutmaktır, bâtılı iltizamdır; bîtarafâne değildir. Belki bâtıla tarafgirliktir.” Zira varlık ve yokluk, iman ve küfür gibi zıtlar arasında orta nokta yoktur. “Bir kere beşer kelâmı farz edilse, yani Arş’a bağlanan o muazzam pırlanta yere atılsa, bütün mıhların kuvvetinde ve çok bürhanların metanetinde bir tek bürhan lâzım ki onu yerden kaldırıp arş-ı manevîye çaksın—tâ küfrün zulümâtından kurtulup imanın envârına erişsin. Hâlbuki, buna muvaffak olmak pek güçtür. Onun için, senin desisen ile, şu zamanda bîtarafâne muhakeme sureti altında çokları imanlarını kaybediyorlar.”

Binlerce delil mıhıyla Arş-ı Âzam’a çakılmış bir pırlantayı “tarafsızlık” adına bir anlığına yere atarsanız, onu oradan kaldırmak için sökülen tüm o delillerin yekûnü kadar tek bir devâsâ kuvvete ihtiyaç duyarsınız. Modern materyalist felsefenin yaptığı, işte o inanç pırlantasını yere düşürtüp, insanı o ispat yükünün altında ezme projesidir.

Burada dikkat edilmesi gereken çok hayâtî bir ayrım vardır: “Bîtarafâne muhakeme” (tarafsız düşünme) eylemi, kimin tarafından yapıldığına göre tamamen zıt iki anlam taşır. İslâm’ı ve Kur’ân’ı dışarıdan araştıran gayr-i Müslim bir bilim insanı için, önyargılarından sıyrılarak meseleye “tarafsızca” yaklaşmak, büyük bir entelektüel çalışma ve terakkidir. Çünkü o kişi, bulunduğu inkâr çukurundan çıkarak hakikate doğru tarafsız bir zemine, yani sıfır noktasına yükselmektedir.

Fakat kalbinde iman nurunu taşıyan, kâinatın Hâlık’ını ve Kur’ân’ın hakkaniyetini tasdik etmiş bir Müslüman için durum, dehşet verici derecede farklıdır. Bir Müslümanın “bilimsellik” maskesi altında inancını zihninde askıya alıp, Kur’ân’ı “Acaba insan sözü olabilir mi?” diyerek şüphe masasına yatırması bir terakkî değil; düpedüz bir mânevî intihardır. Çünkü Müslüman zaten hakikatin makamındadır. Onu “tarafsızlık” adına sıfır noktasına indirmek, elindeki Arşî pırlantayı bizzat kendi elleriyle çamura atmak demektir. Dışarıdan gelen biri için “tarafsızlık” hakikate açılan bir kapı iken; içerideki bir mü’min için o kapıdan dışarı çıkmak, nurları kendi eliyle söndürmektir.

İspat yükünün iadesi: 23. Lem’a ve 32. Söz

Risale-i Nur, bize dayatılan bu hileli hipotezi reddeder ve derhal hikemî bir taarruza geçer. Tabiat Risalesi ile inkârcı felsefeyi köşeye sıkıştırırken, omuzlarına iade ettiği bu devâsâ “ispat yükünü” somutlaştırır ve onları kaçışı olmayan üç bâtıl yolla yüzleştirir. Materyalist aklın; dayattığı “tesadüf ve maddiyat” hipotezinin çöküşünü önleyebilmek için, varoluşu açıklamak adına ortaya atılan şu üç yoldan en az birini laboratuvar katiyetinde ispat etmesi mecburîdir. İnkârcılar, ya bu harika sanatlı varlıkların şuursuz, kör ve sağır sebeplerin rastgele bir araya gelmesiyle oluştuğunu; ya zerrelerin hiçbir iradeye bağlı olmadan kendi kendine birleşip hayatı netice verdiğini; ya da cahil, kör ve sağır olan tabiatın, bir matbaa gibi bunları icat edip ürettiğini ispatlamak zorundadırlar.

Hâlbuki Bediüzzaman, bu üç yolun her birinin içinde “yüz derece muhal” bulunduğunu göstererek bu sahte kaçış kapılarını materyalizmin yüzüne kapatır. Madem “sebepler, tesadüfî oluşum ve kör tabiat” iddiaları ispat edilememiş ve birer safsata olarak çökmüştür; o halde inkârcı hipotez tamamen iflas etmiş demektir. Geriye, aklın kabul etmek zorunda olduğu tek ve sarsılmaz hakikat kalır: Bütün bu nizam, Ehad ve Samed olan bir Hâlık-ı Zülcelâl’in kudretiyle icat edilmektedir.

Kombinatoryal Patlama nedir?

İstatistik bilimindeki Kombinatoryal Patlamaya göre birbirinden bağımsız olayların aynı anda gerçekleşme ihtimali, her birinin kendi ihtimalinin çarpımıyla bulunur. Eğer çok sayıda küçük ihtimali birbiriyle çarparsanız, sonuç inanılmaz bir hızla sıfıra yaklaşır. Buna Kombinatoryal Patlama (Bağımlı Değişkenlerin Çoğalması) denir. Bu kurala göre bir atomun o bedende doğru yere gitme ihtimali, doğru zamanda orada durma ihtimali, diğer trilyonlarca atomla doğru açıyla birleşme ihtimali, güneşin ısısının, dünyanın dönüşünün, atmosferin basıncının ve bedendeki trilyonlarca hücrenin uyumlu hareketlerinin aynı anda olma ihtimali sıfırdır. Eğer siz bir tek Allah’ı kabul etmezseniz, 32. Söz’ün ispat ettiği üzere; o tek bir zerreye, bütün kâinatı görecek bir göz, her şeyi bilecek bir ilim ve her şeye hükmedecek bir kudret vermek zorunda kalırsınız. Çünkü göz önündeki kâinat bölünemez bir bütündür.

32. SÖZ'DE KONUŞTURULAN ZERRE

Bir hücrenin veya 32. Söz’de konuşturulan o zerrenin, kör tesadüflerle ve şuursuz sebeplerle o mükemmel nizamı kurma veya tek bir proteinin dahi tesadüfen oluşma ihtimali Borel’in İmkânsızlık Yasası’na göre de sıfırdır. İnkârcıların tezi, matematik ve istatistik hesaplara binâen çökmüş bir hezeyandır. Risale-i Nurlar’da geçen “Hiç mümkün müdür?, Hiç akıl kabul eder mi?..” gibi istifhamlar, bu istatistiğin karşılığıdır.

Bu imkânsızlık, 32. Söz’ün Birinci Mevkıf’ında sarsıcı bir simülasyonla anlatılır. Ehl-i dalâletin vekili, bedendeki tek bir zerreye veya kanda dolaşan bir alyuvara mülkiyet iddia ettiğinde o zerre, kâinatın bölünemez bütünlüğüne bağlantısı üzerinden ehl-i dalâletin yüzüne şu tokadı vurur: “Ben hadsiz vazifeleri görüyorum. Ayrı ayrı her masnûa girip işliyorum. Eğer bütün o vezâifi bana gördürecek, sende ilim ve kudret varsa; hem, benim gibi, had ve hesaba gelmeyen zerrat, içinde beraber gezip iş görüyoruz. Eğer bütün emsalim o zerreleri de istihdam edip emir tahtına alacak bir hüküm ve iktidar sende varsa; hem, kemal-i intizam ile cüz olduğum mevcutlara, meselâ kandaki küreyvât-ı hamrâya hakikî mâlik ve mutasarrıf olabilirsen, bana Rab olmak dâvâ et, beni Cenab-ı Hak’tan başkasına isnat et. Yoksa sus! Hem, bana Rab olamadığın gibi, müdâhale dahi edemezsin. Çünkü, vezaifimizde ve harekâtımızda o kadar mükemmel bir intizam var ki, nihayetsiz bir hikmet ve muhît bir ilim sahibi olmayan, bize parmak karıştıramaz. Eğer karışsa, karıştıracak. Hâlbuki, senin gibi câmit, âciz ve kör ve iki eli tesadüf ve tabiat gibi iki körün elinde olan bir şahıs, hiçbir cihette parmak uzatamaz.”  

—DEVAM EDECEK—

Okunma Sayısı: 242
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı