Çok zor günlerden geçiyoruz.
Dinî hayat yaralandığında, dinî hizmetler aksadığında fert ve toplumun nasıl hızlıca bozulduğunu, problemlerin büyüdüğünü göremiyor muyuz? Ne yazık ki son seneler, sivil dinî hizmetlerin en çok yara aldığı seneler oldu. Tabiî bunda 15 Temmuz’un büyük tesiri var. Bu hadise, bazı insanların cemaatlere bakış açısını da değiştirdi. Cemaatlere kötü gözle bakılmaya başlanarak her cemaat şüpheli hale düşürüldü. Böylece, iyi kötü, başta gençlik olmak üzere, millete müteveccih diğer cemaatlerin yaptığı dinî hizmetler ve faaliyetler akâmete uğratıldı. Daha da kötüsü yaftalanan “cemaat” yüzünden diğer cemaatler de töhmet altında bırakıldı.
Ve şimdilerde de, “Süleymancılar”a bir hareket yapıldı. Ve işin garibi de, bütün bunlar, hep din düşmanlarının iktidarı zamanında yapılmaya çalışılırken şimdilerde kendilerini “dindar” olarak vasıflandırılanlar tarafından yapılıyor, maalesef...
15 Temmuz’dan sonra, cemaat aleyhtarlığı ile bilinen Maocu Doğu Perinçek, bu harekete çok sevinmiş ve dindarı dindara kırdırma işi için, zil takıp oynamıştı. “Cemaatlerin kökünü kazıyacağız!” demişti. Ve bu adam, “Süleymancı” cemaati ile ilgili aleyhte yayınlar yapıp duruyordu. Ve nihayetinde arzusu tahakkuk etti!
“Mahir Kaynak”a ait olan bir cümlede şöyle diyordu: “Eğer devlet bir gün Türkiye’de dini kaldırmak isterse, bunu İslâmcı bir parti eliyle yapar. Eğer, şeriatı getirmek isterse, bunu da CHP eliyle yapar. Eğer Kürdistan kurmaya karar verirse de bunu MHP’nin eliyle yapar.” Bunu okuyunca çok şaşırmıştım. Şimdi şu son (binlerce kişinin ölümüne ve perişan olmasına sebep olan PKK’lıların affı gibi) hadiselere şâhit olunca, taşlar yerine oturuyor. (Tam bu makaleyi yazarken, “Alpaslan Kuytul” cemaatine de bir baskın yapıldı ve bu baskın “yarın kime?” sorusunu sormamıza neden oluyor.)
Devletlular cemaatlere baskın yapılmadığını, cemaat içinde “teşkilât” haline gelmiş yapılara ve suçlulara baskın yapıldığını söylüyorlar. İnşaallah öyledir. Şunu da unutmamak gerekir; insanoğlu yanlış yapabilen bir vasıftadır. Eğer bu cemaatlerdeki şahısların hata ve yanlışı varsa, elbette onlara hesap sorulmalı. Bu devletin aslî görevidir. Ama onların üzerinden, dinî cemaatlere darbe vurmak ve cemaatleri itibarsızlaştırmak anlaşılır gibi değil! Bu kabul de edilemez. Suçluyu ayırt ederken dikkat edilmeli, suç bir cemaate teşmil edilmemelidir.
Nur cemaatleri, Üstadımızın; “Bizim vazifemiz, yalnız ve yalnız hakaik-i imaniye ve Kur’âniye ile meşgul olmaktır.” dediği gibi olduğundan, ne devleti ele geçirme gibi bir hedefimiz, ne de siyaset ve ticaret gibi hevesimiz yoktur. Bizler sadece, iman, Kur’ân hizmetiyle meşgulüz.
Son olarak; bu operasyonlarla Perinçek’in dediği gibi, bütün cemaatler hedefleniyorsa, bu elim yanlışa düşülmemelidir. İktidar partisi, var oluş sebebiyle ters düşen, cemaatlere vurma tuzağına düşmemelidir. Dinî cemaatleri, “kendisine oy veren, vermeyen” diye tasnif ederse yanlış yapar. Dediğimiz gibi, her grupta, her cemaatte yanlış yapanlar olabilir. Onları, dinî hizmet yapan cemaatlerden ayrı tutmak ve suçun şahsiliğini unutmamak lâzımdır.