Doğrucu Hisler
Cenab-ı Hak izzeti, keremi ve hikmeti gereği insanda, bilinen beş duyudan başka, kapısını ve penceresini mânevî âlemlere ve gaybî, ama kaderle belirlenmiş olaylara açan farklı duyular vermiştir. Üstad Bedîüzzaman Hazretleri bu duyulardan bazılarını şöyle bildirir:
Hiss-i kable’l-vukû: Olaydan önce olayı hissetmek, vukuundan önce ne olacağını ve nasıl olacağını keşfetmek, kaderce belirlenen yakın gelecek hakkında ön sezgi sahibi olmak ve ön bilgiye ulaşmak. Bedîüzzaman’a göre bu his az-çok herkeste vardır. Sâdık rüyâlar, bu hissin fazlaca gelişmesi sonucu görülür. Bu his belirli derecelerde hayvanlarda da vardır.1
Sâika: Doğru neticeleri gösteren, doğru bilgilere sevk eden, yakın geleceği sâdık bir şekilde bildiren bir ön sezi ve bir iç sezgidir. Bu duyu insanı olacağa doğru yönlendirir, insanı programlanmış neticeye doğru sevk eder, insanın elinden tutup insanı kaderce hedeflenen yere ve yöne doğru yürütür. Psikoloji’nin “sevk-i tabiî” veya “iç güdü” dediği bu his, Bedîüzzaman hazretlerine göre kendiliğinden meydana gelmez; bir fıtrî ilhâm veya Allah’ın kaderinin sevki neticesinde meydana gelir. Bu his de hayvanlarda belirli ölçülerde vardır. Meselâ kedi gibi bir hayvan, gözü kör olduğu zaman bu sevk-i kaderî ile, yani sâika duygusuyla gider, gözüne ilaç olan otu bulur, gözüne sürer ve iyileşir.2
Şâika: Hârika bir his olan “Şâika”, insana şevk ve heyecân verir, insanı olacaklara karşı hazırlar, insanı kaderine karşı râzı eder, kanaat verir, insana içinde bulunduğu vazifeyi ve teklifi sevdirir ve memnun eder, insana ümit verir, insanın günlük veya gelecek endîşesini yok eder.3
Bu hisler yalan söylemezler, yanlış gitmezler; fakat bu hisleri herkes her derecesiyle hissetmez.
Bir Keşif
Üstad Bedîüzzaman Hazretlerinin hayatında ve eserlerinde bu sâdık hislerin izine çok rastlarız. Kabrinin gizli kalmasını zâten vasiyet eden4 Üstad Bedîüzzaman hazretleri, bir hiss-i kable’l-vuku ile kabrinin yıkılacağını ve mübârek naaşının gizleneceğini çok önceden görmüş ve bildirmiştir. Kendisinin “garip bir imzâ” olarak nitelediği5 “Eddâî” adıyla vefatından kırk sene önce kaleme aldığı nazımda, mezarının yıkılacağını, vefat edeceği yaşı, İslâmiyet’in istikbâl semâsında parlayacağını, fakat bunun için doğru, sarsılmaz ve emniyet hissi verecek ölçüde hizmet gerektiğini vurgulamıştır. Söz konusu nazım şöyledir:
Eddâî
Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde, Said’den yetmiş dokuz emvât bâ-âsâm âlâma.
Sekseninci olmuştur mezara bir mezar taş, Beraber ağlıyor hüsrân-ı İslâm’a.
Mezar taşımla püremvât enîndâr o mezârımla, Revânım sâha-i ukbâ-i ferdâma.
Yakînim var ki, istikbâl semâvâtı, zemin-i Asya, Bâhem olur teslim yed-i beyzâ-i İslâm’a.
Zîra yemîn-i yümn-i imândır, Verir emn ü emân ile enâma.6
Şiirin Açılımı
İkinci satırda geçen “emvât”, “ölüler” demektir. İnsanın her sene içinde bir defa öldüğü ve yeniden cismini bir defa tazelediği gerçeğinden hareketle –o sırada- yetmiş dokuz yaşında bulunan Üstad Saîd Nursî’nin, tüm ömründe aldığı tâze ve yeni cisimleriyle birlikte bu mezarda bulunduğunu kaydeder. Kendisinin seksen seneden fazla yaşayacağını bildirdiği sonraki satırın hemen ardından, İslâm’ın ve Müslüman’ların içinde bulundukları hüsrâna mezar taşı ve içindeki ölmüş tüm kişiliklerle birlikte hüngür hüngür ağladığını, fakat yarınlara doğru hızla yol alırken İslâmiyet’in geleceğinden ümitli olduğunu, istikbalde tüm dünyanın Asya toprakları ile birlikte –Allah’ın izniyle- İslâmiyet’in bembeyaz eline teslim olacağını; zîrâ İslâmiyet saf îmândan, güvenden, dürüstlükten ve emniyetten ibâret olduğunu ve tüm dünya halklarına emniyet ve güven vermeye kâbiliyetli bulunduğunu ve bunun inşallah gerçekleşeceğini bu kerâmetli şiirde haber vermiştir.
Dipnotlar:
1- Mektûbât, s. 333
2- Mektûbât, s. 333
3- Mektûbât, s. 333; Mesnevî-i Nûriye, s. 215
4- Emirdağ Lâhikası, s. 420
5- Şuâlar, s. 284
6 -Sözler, s. 635