Süleyman Demir: “Âlem-i İslâmiyetin en acip harbi olan Bedir Harbinde, namaz vaktinde cemaatten hissesiz kalmamak için, düşmanın hücumuyla beraber mücahitlerin yarısı silâhını bırakıp cemaat hayrına şerik olmak, iki rek’at sonra onlar da hissedar olsun diye Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm bir hadis-i şerifiyle emretmiş olmasıdır. Madem harpte bu ruhsat var. Ve madem cemaat hayrı da sünnet olduğu halde, o sünnete riayet etmek en büyük bir hadise-i dünyeviyeye tercih edilmiş.”1 Üstad “bu ruhsat” ile tam olarak neyi kastediyor? Buradaki “ruhsat”tan, “düşmanın şiddet-i hücumunda namaz kazaya bırakılabilir” manası çıkar mı?”
İşârâtü’l-İ’caz Tefsirinin Yazılışı
Bediüzzaman hazretleri İşârâtü’l-İ’caz tefsirini Birinci Dünya Harbinde harp cephesinde, at üzerinde, bir milis komutanı sıfatıyla savaştığı sırada, düşman kurşunları sağından solundan vızır vızır geçerken yazmıştır.
Savaşta, at üzerinde, düşman kurşunları gelirken, tefsir yazmak nasıl bir duygudur? Bir kurşunla, hemen şimdi, belki de öleceksin! Bunun bir emsali var mıdır insanlık tarihinde? Bu nasıl bir ihlastır, nasıl bir tevekküldür, nasıl bir teslimiyettir, nasıl bir rahatlıktır, nasıl bir huzurdur, nasıl bir şehadete yürüyüştür?
Bediüzzaman bunun nasıl bir ihlas olduğunu İşârâtü’l-İ’caz tefsirinin girişinde şöyle anlatıyor: “Yazıldığı vakit daima şehit olmaya hazırlandığı için, halis bir niyetle ve belagatin kanunlarına ve ulum-u Arabiyenin düsturlarına tatbik ederek yazdığı için, hiçbirini cerh edemedim.”2
Ölümden Daha Güçlü
Burada yaşanan bir ihlas vardır. Ölüm de olsa terk edilmeyen... Kurşun da olsa vazgeçilmeyen. Savaş da olsa aksatılmayan. Ölümden, kurşundan ve savaştan daha güçlü. Allah’ın tek bir ayetini açıklama işi, at üzerinde kurşuna hedef olmaktan daha mukaddes, daha ölümcül bir gerçek! Ölüm gelse bile bu ayet açıklanacak! Vurulmuşsun, attan düşüyorsun; dilinde bir ayetin tefsiri olacak!
Ölümü böylesine küçümseme! Kur’ân’ın anlaşılmasını böylesine büyük tutma! Tıpkı Peygamber Efendimiz’in (asm) “Kıyametin koptuğunu görseniz de, elinizdeki fidanı dikin!”3 emrinde olduğu gibi. Tek bir şahsın imanının kurtulmasını, tek bir ağaç dikme teşbihiyle anlatan bir Nebi’nin (asm) üslubuyla…
Üstad hazretleri bu ihlas sırrına binaen, İşaratü’l-İ’caz tefsirinin, ayetlerin ince ve dakik sırlarını açıklayan bir şaheser olduğunu söylüyor.4
Namazda Cemaat
İslam fıkhında ‘Korku Namazı’ denen bir namaz vardır. Bu namaz sadece savaş esnasında kılınan, sadece farzlara uygulanan, ne cemaati, ne farzı, ne savaşı terk etmeyi gerektirmeyen, bir nevi tedbir namazıdır.
Bu namazın manası şudur: Namaz vakti girmiştir; farz namaz kılınacaktır. Fakat cihad Allah’ın emridir. Ne cihad için namazı terk etmeye, ne namaz için cihadı terk etmeye izin vardır … Ne de farz namaz için cemaati terk etmeye… Nisa Suresi 102. Ayeti savaş esnasındaki bu namazı şöyle hükme bağlamıştır:
Savaş esnasında, namazda imam bir kısım mücahitle farz namaza başlar, namaz dört rekât ise birinci tahhıyatı, iki rekât ise ilk secdeyi yapınca bu mücahitler ayrılırlar, cihada devam ederler; diğer mücahitler gelirler ve kaldığı yerden namaza devam ederler.
Bu namazda savaş nedeniyle namazı parça parça kılma ruhsatı verilmiştir. Fakat en büyük bir dünyevi hadise esnasında bile, cemaate devam emri terk edilmemiştir.
Burada doğrudan namazı kazaya bırakma ruhsatı yoktur. Fakat şiddet-i hücum esnasında namaz kılınamazsa, sonradan bu namazı kazaen kılmaya izin vardır.
Dipnotlar:
1- Emirdağ Lahikası, s. 581
2- İşaratü’l-İ’caz, s. 17
3- Buharî, el-Edebül-Müfred s. 168, Heysemî, a.g.e. 4,, 63. Münâvî, Feyzul-Kadîr 3, 30
4- İşaratü’l-İ’caz, s. 17