"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Siyasetin dokunulmazlığı - 2

Ahmet BATTAL
12 Haziran 2020, Cuma
Dokunulmazlıklarla ilgili dünkü yazımızı “suç şüphesi bitmiş milletvekilinin suçluluğu yargı kararıyla kesinleşmişse dokunulmazlık da vekillik de biter” cümlesi ile bitirdik.

Anayasanın 84/2. maddesi bu konuda şöyle diyor: 

“Milletvekilliğinin kesin hüküm giyme veya kısıtlanma halinde düşmesi, bu husustaki kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle olur.”

Milletvekili seçilmeye engel olan bir sabıka, elbette seçilmiş vekilin bu statüsünün de bitmesine sebep olur. 

Ancak bu maddedeki “kesin hüküm giyme”nin ne anlama geldiği ayrıca tartışılan bir husustur.

Ağır Ceza Mahkemesi’nden verilen bir mahkûmiyet kararı istinaf ve temyiz aşamalarından (derecâttan) geçtiğinde artık kesinleşmiş sayılır. Bütün yönleriyle sonuç doğurmaya başlar ve bu kapsamda infazı mümkün bir karar haline de gelir. 

İç hukuk yolları tükendikten sonra başvurulabilecek istisnai bir yargı yolu olan ve işin sadece insan hakları ihlâli boyutuna bakan AİHM gibi Uluslar arası (ya da Uluslar üstü) mahkemelere başvurulabiliyor olması, bir hükmü kesin hüküm olmaktan çıkarmaz. 

Ancak yargısal sürece (derecâta) 2010 referandumu ile ilâve edilen bir iç hukuk yolu daha var: Yargısal mekanizmada yaşandığı düşünülen insan hakları ihlâllerine karşı -son aşama olan AİHM yargılaması öncesinde- bir ara ya da iç mekanizma olarak Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapılabiliyor.

Hakkında verilen mahkûmiyet kararını içine sindiren yani vicdanında da mahkûm edilebilmiş olan bir suçlunun bu son aşamayı görmezden gelmesi yani AYM’ye gitmemesi mümkündür. Ancak bu çok çok istisnai bir durumdur. 

Hakkındaki mahkûmiyet kararını beğenmeyen ve haklı bulmayan herkes, bireysel başvuru ile kararı AYM önüne götürecektir ve götürmektedir. 

Bu durumda kanunlarda ve Anayasada değişiklik yapılmalıydı: 2011’de başlayan AYM’ye bireysel başvuru süreci, bir mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesini engelleyen olağan bir iç hukuk yolu olarak kabul edilmeliydi. Yani bir mahkûmiyet kararının ancak kanunî süresinde bu yola başvurulmaması üzerine veya başvuru varsa AYM kararından sonra kesinleşeceğinin açıkça kabul edilmesi gerekirdi. 

Bu temel konuda kanunlarda bir tür boşluk var. Milletvekilleri için de doğrudan anayasada bu konuda boşluk var. Bunun “bilinçli boşluk” durumunda olduğu yani kanun koyucunun AYM’ye başvuru sürecinin kesinleşmeyi engellemeyeceği yönünde bir tercihte bulunmak amacıyla sessiz kaldığı söylenemez. 

Daha önemlisi bilhassa siyasetçiler, gazeteciler ve benzerleri için ve bilhassa siyasî nitelik de taşıyan suçlar ve dâvâlar açısından AYM’ye bireysel başvurunun kararın kesinleşmesini engelleyeceği Anayasaya açıkça yazılmalı. Aksi halde bugünkü abes tartışmalarla vakit kaybeder dururuz. 

Boşuna yazmıyoruz: 

Bize yeni bir Anayasa lâzım. 

Okunma Sayısı: 1799
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı