Besmeleyi her işinin başlangıcında ‘vird-i zeban’ yapan bir abimizden bizlere örnek olması açısından bahsedeceğim.
İhlâs Risalesi’nin dördüncü düsturunda ‘Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şakirane iftihar etmektir.’ denilmektedir.1
Uzun yıllar Almanya’da ikamet eden ve oradan emekli olan Selahaddin Çakır abimiz, 1970’li yıllarda merhum Yahya Alkın Hocanın kendisini Süleymaniye Medresesindeki derse götürmesiyle Nurlar’ı tanımış. Böylece o dönemde Zübeyir abi orada kaldığından dolayı onunla da tanışmış ve derslerini dinlemiştir. O heyecanla bir çok arkadaşını da dershaneye götürmüş ve Nurları tanımasına vesile olmuştur. Çakıroğlu ailesinin de Risale-i Nurlarla müşerref olmamıza amca oğlu Selahaddin abimiz sebep olmuştur. Bize ilk ezberlettiği vecize ‘İman hem nurdur hem de kuvvettir. Hakikî imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir’2 vecizesiydi. Ayrıca evimizin misafir odasına asmış olduğu küçük bir çerçeve içindeki buz resimli ifadede, ‘’Evet, bahtiyar odur k, Kevser-i Kur’aniden süzülen tatlı, büyük bir havuzu kazanmak için, bir buz parçası nev’indeki şahsiyetini ve enaniyetini o havuz içine atıp eritendir.”3 diye yazıyordu. O zamanlarda manasını anlamsak da çerçevenin şekli ve buz resimleri halen hafızamda duruyor.
Besmele meselesine dönersek bu abimiz yeme içme dışında da bütün işlerine besmele ile başlar. Yanında bir kimse her hangi bir şey yiyip içerse hemen sesli olarak “Bismillah” diyerek bismillah demesi gerektiğini hatırlatır. Bu kişi tanımadığı kişi de olsa fark etmez. Çünkü dem ve damarlarına işlemiştir. Hatta kendisi marangoz olduğu için çivileri çakarken de Bismillah der. Parayı sayarken dahi Bismillah ile sayar alır, Bismillah diyerek sayar verir.
“Bismillah her hayrın başıdır.”4 ifadesi ve İşârâtü’l- İ’caz’daki “Bismillah Kudret-i Ezeliyenin taalluk (alaka) ve tesirini celb eder. Ve o taalluk, abdin kesbine ve işine yardım edici bir ruh gibi olur. Öyle ise, hiç kimse, hiçbir işini Besmelesiz bırakmasın” denmektedir. Öyleyse, bizler de dilimizi besmeleye alıştırmalıyız.
Dipnotlar:
1- Lem’alar, s. 224.
2- Sözler, s. 284.
3- Lem’alar, s. 227.
4- İşârâtü’l-İ’caz, s. 20.