Vakti zamanında iyi yürekli bir Müslüman kadın ile kötü yürekli, inançsız bir eşi varmış.
Kadın her işine besmele ile başlar, besmele ile bitirirmiş. Eşi ise bunu saçma bulur, sürekli kadıncağızı azarlarmış.
Zavallı kadın eşine saygısızlık etmek istemediğinden ses çıkartamaz, her namazından sonra Allah’a;
“Ey yüce Yaradan! Şüphesiz Sen her şeyi gören ve duyansın. Senin rızan için namaz kılar, Senin rızan için duâ ederiz. Rabbim, Sen kocama doğru yolu göster. Onu şeytanın pençesinden koru Allah’ım” diye duâ edermiş.
Bir gün kocası onun bu duâsını duymuş. Ve çok sinirlenmiş. Karısına bir ders vermesi gerektiğini düşünmüş. Karısını yanına çağırıp ona bir kese altın vermiş. “Bu altınları al ve güvenli bir yere sakla. Ben gerektiği zaman senden alacağım” demiş.
Kadın keseyi almış ve “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek saklamış.
Bu sırada eşi onu izleyerek kesenin yerini öğrenmiş. Ve kadın gider gitmez keseyi almış, içindeki altınları boşaltarak keseyi de kuyuya atmış.
Aradan bir gün geçtikten sonra kadını çağırarak keseyi getirmesini istemiş.
Kadın keseyi sakladığı yere gelerek “besmele” çekmiş. Tam elini daldıracakken Allah meleklerini görevlendirmiş. Melekler keseyi kuyudan çıkarmış, içini altın ile doldurarak yerine bırakmış. Kadın keseyi alarak kocasına getirmiş. Fakat kesenin neden ıslak olduğunu anlayamamış.
Kocası önce çok şaşırmış. Daha sonra karısının ettiği duâları hatırlamış. Gözleri dolu dolu karısına dönerek “Benim iyi yürekli hanımım. Önce Allah, sonra sen beni affet! Ben şeytanın oyunlarına boyun eğdim. Seni kırdım, üzdüm ve canını yaktım. Affet beni. Ve tövbe! Binlerce kez tövbe. Artık Rabbimden başkasına inanmam, O’ndan başkasına kulluk etmem” diyerek hanımından özür dilemiş. Ve karısı onu affederek Allah’a şükretmiş. Her namazı kocasıyla kılarak birlikte duâ ediyorlarmış.
Ve artık namazlarından sonra “Ey Rabbim. Bir defa daha şahit olurum ki Sen en büyük ve en yüce olansın. Sana çok şükür...” diyormuş.