"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Germeden, bağırmadan konuşmak...

M. Latif SALİHOĞLU
20 Ocak 2020, Pazartesi
Siyaset âlemindeki hava yeniden gerilmeye başladı. Sadece iç siyasette değil, diplomaside de durum farksız.

Gündemdeki konuların hemen tamamı, gergin tartışmaların gölgesinde konuşuluyor. Karşılıklı düellolar, bir anda tehditli, hakaretli salvolara dönüşebiliyor.

Böylesi durumlarda akıl, fikir, ilim, muhakeme..., yerlerde sürünmeye başlıyor.

İşte, gündemdeki iç-dış konuların bazıları: Kanal İstanbul tartışması. Türkiye’nin Suriye politikası. Aynı şekilde Mısır’la münasebetleri. Yeni dönemde, Türkiye-Libya ilişkileri. Almanya, Fransa, İran, Rusya, Çin ve ABD gibi büyük devletlerle yürütülen ve bir türlü istikrar bulamayan ikili görüşme ve müzakereler.

Siyasetteki gerginlik, haliyle zincirleme şekilde diplomasiye yansıyor; diplomasideki istikrarsızlık ekonomiye, oradan medya sektörüne ve özellikle bütün bunların güyâ konuşulup tartışıldığı tv programlarına, maalesef artan bir ufûnetle, zaman zaman itici bir huşûnetle yansımaya başlıyor. Adeta kin, hırs, intikam, garez patlaması yaşanıyor. Tabiî, bu hiç de hoş olmuyor. Hassas insanları siyasetten, bir kısmını da adeta hayattan soğutuyor.

Tv ekranlarından milyonlara yansıyan gerilimli, hakaretli, bazen tehditli ve bazen de çok yüksek volümlü tartışma programları, ister istemez insanlarımızın moralini bozuyor, şevkini dumura uğratıyor. Bu ise, zihinlerde ve kalplerde sebebiyet verdiği tahribat ile umuma zarar veriyor.

Tabiî, tehdit ve hakareti alışkanlık haline getirenler de, aynı şekilde gözden düşmüş oluyor. Gözden düşenler, aslında ekrandan da uzak tutulmaları gerekiyor. 

Fakat ne yazık ki durum şimdilik tersine işliyor. Zira, partilerin kendilerine göre kontenjanları var, hatta demirbaş adamları var. Programa illâ da onlar katılacaklar...

Bu nâhoş durum karşısında, biz gelişmelere yine kendi penceremizden bakarak, ilâve bazı değerlendirmeler yapalım.

Öfkeli davranış, muhakemeyi öldürür

Şevk ve heyecan ne kadar güzel ve faydalı ise, kin, hırs, garez ve intikam duygusu da o kadar çirkin, merdut ve zararlıdır.

Muhakemeyi daraltan sosyal gerilimler, genellikle kin, intikam, husûmet, tarafgirlik gibi yakıcı duygularla beslenerek tırmanışa geçer. Gerilim tırmandıkça da, akıl melekesi zayıflar, muhakeme gücü takatten düşer, buna bağlı olarak fikirler sathîleşip sığlaşmaya yüz tutar.

Özelde Türkiye’nin, genelde ise âlem-i İslâmın halihazırdaki durumu ne yazık ki bu minvâl üzere gidiyor. Özetle: İhtiyaca göre fikir üretmek yerine, taarruz taktiklerini geliştirmek. Sıkıntılara bir çare-çözüm bulmak yerine, vurucu-kırıcı taraftar kazanmaya çalışmak. Sulha, barışa zemin hazırlamak yerine, topyekûn saldırı için yeni müttefikler arayışına girmek. Vesaire...

Tarafgirlik hastalığına yakalanmış kimseler, konuşanı dikkatle dinleyip aslında ne demek istediğini anlama zahmetine katlanmaz. Konuşanı, daha çok “Acaba kimi tutuyor? Acaba hangi tarafa destek veriyor?” zannı, vehmi, şüphesi veya peşin hükümlülüğü ile dinler. İşte, bu tarz hüküm veya tavırlar, aslında fikrin ne derece sığlaşıp basitleştiğini, muhakemenin ne ölçüde daralıp sathileştiğini gösteriyor. Çünkü, tansiyon yükselmiş, gerilim tırmanışa geçmiş, sosyal kutuplaşma hadd-i vasatı aşmış da ondan oluyor bütün bunlar.

Gelinen bu nokta, hiç de ideal, sağlıklı ve arzu edilir bir durumu yansıtmıyor. Yansıyan şey, daha çok bağnazlıktır, fanatizmdir, radikalizmdir. Bunun ise, ne sahibine, ne başkasına bir faydası var. Her yönüyle zarar, her yönüyle hasar ve tahribat...

Dolayısıyla, başta siyasiler ve onların sözcüleri durumundaki tartışmacılar olmak üzere, fert, aile ve toplum itibariyle, bu fâsid daireden çıkıp kurtulmamız lâzım. Birbirimizi dikkatli şekilde dinlemeli ve medenice anlamaya çalışmalıyız. Başka türlü olmaz, olması da mümkün görünmüyor.

Yarayışlı fikirler, ancak bu şekilde gelişip serpilir. Muhakeme gücü, ancak bu tarzda inkişaf eder. Vicdan terazisi, ancak bu denge içinde düzgün çalışır. Huzur ve asayiş, ancak bu vasatta temin edilebilir. Sahip olduğumuz köklü ve kalıcı değerler, ancak bu sûretle gelecek nesillere intikal ettirilebilir.

Okunma Sayısı: 1534
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdulkadir Turan

    20.1.2020 18:03:04

    Tv programlarındaki siyasi arenayı andıran stüdyo polemikleri,bazı safdil yahut safderûn insanlarda etki bırakıyor.Ama ters etki hatta ters tepkiye neden oluyor.Muhâkeme zayıflıyor,düşünce daralıyor,görüş köreliyor,anlayış denen kavram yok oluyor adeta.Tarafgirlik;hakikaten,sergileyeni zehirliyor.Bazı şahıslar;saf olaraktan,her söylenene inanıyor ama öte taraftakine de kulak asmıyor bile.Öyle bir savunmaya geçiyor ki adam,ona karşı konuşmak yahut muhalif bir söz söylemek,neredeyse imkansız hâle geliyor.Doğru olan nedir peki;herkes görüşünü,fikrini beyan etsin.Doğru ve yanlışlar teraziye konsun,sonra da hüküm verilsin.Ama körü körüne taraftar olmak,her söylenene eyvallah etmek,mütedeyyin insanlara yakışmayan hasletlerdir.Birşeyi savunurken veyahut peşinden giderken,ince eleyip sık dokumalı ve çok dikkatli olmalı.Savunduğun oluşum ya da şahıs;sana ne getirecek veya senden ne götürecek,işte bunun muhasebesini son derece dikkatli ve tertipli yapmak gerekiyor.

  • Abdullah Tunç

    20.1.2020 16:08:10

    Evet,germeden,bağırmadan,konuşmak gerekiyor.Peki bu nasıl olur? Muha keme gücü fesada uğramışsa,,asabi kuvvet vasattan çıkmışsa,şehevi kuvv et ağır basmışsa,germeden,bağırma san nasıl konuşulur? Bu üç kuvvet istikameti kaybetmiş durumdadır. İnsanların iç dünyaları bir huzur ve sükünet içinde değildir.Değişik şekillerde yaralanmalar ,incinmeler kırılmalar var. Üstadımız,1950 lerin başlarında yazdığı bir mektupta,elli sene sonra gelenlerin % 90' nı nefsine tabi olur diye bize haber veriyor.Böyle dehşetli bir zamanda yaşıyoruz. Siyasi ve içtima-i hayat bir bataklığa girmiş. .Bunların tezahürleri değişik günahlar şeklinde kedini gösteriyor.Bunları bir tespit olarak yazıyorum. Elbette çare ve reçeteleri var.Hem mükemmel var. Bu ağır dert ve yarayı tedavi için büyük bir manevi kuvvete ihtiyaç var.Bu manevi güç ve kuvvet Risale-i Nur'un imani ve Kur'ani hakikatlarında mevcuttur. Fert ve toplum olarak bu hakikatlara sarılarak, ancak bu batak lıktan kurtulabiliriz.Başkada bir çare yoktur.

  • Oğuz Yiğiter

    20.1.2020 04:18:09

    Lâtif hocam tam yaraya neşter vuran bir makale. Artık en masum aile, hısım akraba sohbetlerinde bile insanlar biribirleriyle konuşamaz oldu. Umumi hava, ister istemez her tarafı etkiliyor. Gerçekten iyice bunaldık artık. İnşaallah bu ah, vah'lar rahmetli bir bulut teşkil etmeye vesile olur diye dua ile,Allah ekseriyete şuur, iz'an versin niyazını yalvarıyoruz..

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı