Ahirzamanda bir gencin gayesi her zaman rıza-i İlâhî olmalı ve kâinattaki her şeye iman gözüyle bakabilmelidir.
Haramlardan sakınmalı ve dünyadaki asıl elde etmesi gereken şeyi elde etmeye çalışmalıdır; o da imandır. Şimdi mümin bir gencin yapması gerekenleri örneklerle açıklayalım.
Bir adam denizin derinliklerinde can yeleği olmadan kaç saat yüzebilir, denizin o şiddetli dalgalarına ne kadar karşı gelebilir? Ancak belli bir süreden sonra gücü tükenir, boğulur gider. Yani bir genç imanın temel düsturlarını elde etmeden dünyanın şatafatına ve fitnelerine nasıl karşı gelebilir? Karşı gelebilmesi için iman yeleğini giymesi gerekir. Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin iman hakkında söylediği vecizeler, gençlere imanın hakikatini en güzel şekilde anlatıyor ve açıklıyor.
Birincisi: İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi, Hâlık-ı kâinatı tanımak ve O’na iman edip ibadet etmektir. Yani bir genç, dünyaya gönderilme amacının kâinatın Yaratıcısını tanımak ve O’na iman edip ibadet etmek olduğunun farkında olmalıdır.
İkincisi: Hakikî imanı elde eden bir insan kâinata meydan okuyabilir. Yani her şeyin Allah’tan olduğunu bilen, her şeye iman gözüyle bakabilen bir genci ne korkutabilir?
Üçüncüsü: Kâinattaki en yüksek hakikat imandır, imandan sonra namazdır. Hakiki imanı elde eden ve bu sözün mahiyetini anlayan bir genci dünyanın şatafatı dahi zor cezbedebilir.
Dördüncüsü: Sevdası büyük olanın imtihanı da büyük olur. Sevdası Allah olan bir genç, dünyadaki zorluklara hiç boyun eğer mi?
Ayrıca Bediüzzaman diyor ki: “Evet, gençlik damarı akıldan ziyade hissiyatı dinler. His ve heves kördür, âkıbeti görmez; bir dirhem hazır lezzeti ileride bir batman lezzete tercih eder.” Burada asıl vurgulanmak istenen, bir gencin nefis ve şeytana mağlup olmadan ileriyi düşünüp bir anlık geçici zevki elinin tersiyle itip, ileride kendisi için daha hayırlı bir lezzeti tercih etmesi gerektiğidir.
Gençler eğer hayatın lezzetini anlamak istiyorsa, o zaman hayatını imanla yeşertecek ve günahlardan kaçınıp kendisini muhafaza edecektir. Eğer bâkî bir gençlik istiyorsa, helal dairede kalıp hem dünyasını hem âhiretini kazanacaktır. Üstad’ın da dediği gibi: “Helal dairesi keyfe kâfidir, harama girmeye lüzum yok.” Kısacası yeni dünya düzeninde mümin bir genç, dünyevî zevkleri bir tarafa itip daima uhrevî zevkleri düşünmelidir. Dünyanın, gelen geçenler için yol üstünde kurulmuş bir pazar olduğunu unutmamalı ve sadece dünya için yaratılmadığının farkında olup bütün zamanını ona harcamamalıdır. Dünyanın bütün lezzetlerini ve zevklerini yaşadığını zanneden gençlere bakıp imrenmesinler; çünkü Hâlık’ını, Mâlik’ini tanımadığı takdirde cennette yaşadığını zannetse bile aslında cehennemdedir. Bir zaman sonra şu memleket tebdil edilecek; bu ahali başka ve daimî bir memlekete nakledilecek. Orada herkes hizmetine mukabil ya ceza ya mükâfat görecek. Onun için ümitvar olunuz: “Her şeyiniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Her hizmetiniz kaydediliyor.” Bâkî bir gençlik sizi bekliyor.