Her bir insan kendi iradesiyle gelmediği bu dünyadan, yine kendi iradesi dışında bir kudret tarafından başka âlemlere sevk edilmektedir. Ölüm gerçeği bu sevkiyatın adıdır. Ve bu hakikatten hiç kimsenin kaçma şansı yoktur.
Cenab-ı Hak tarafından imtihan edilmek üzere gönderildiğimiz bu dünyada, insanlar mü’min, münafık ve kâfir olarak üç kısma ayrılır. İman hakikatlerine inanmak hususunda insanlar hür bırakılmıştır. İster inanır, isterse inanmaz. “Dinde zorlama yoktur.” ayeti bu hakikate işaret eder.
Ancak Allah, insanların inanması için dört büyük şahit göstermiştir. Bunun birisi kâinat kitabı, diğeri Kur’ân-ı Kerîm ve semavî kitaplar, bir diğeri peygamberler ve sonra her insana verilen vicdan denilen duygu. Bu dört şahit, iki kere iki dört eder kesinliğinde Allah’ın varlık ve birliğini ispat etmektedir.
İnsanlık tarihi boyunca bir kısım insanlar imanın şartlarına inanarak mü’min sıfatını alırken, inanmayanlar ise, kâfir ve münafık damgasını yemişlerdir. Bütün mukaddes kitaplarda inanan mü’minler için ebedî saadet ve cennetler vaad edilirken; kâfirler, münafıklar ve aşırı günahlara dalmış bir kısım mü’minler de Cehennem ile tehdit edilmişlerdir. Kâfir ve münafıklar, temelli kalmak üzere Cehenneme atılırken, aşırı günahkâr olan mü’minler yaptıklarının cezasını çektikten sonra, hadis-i şerife göre kalbinde zerre kadar imanı kalmışsa tekrar Cennete getirileceklerdir. Fakat, o dehşetli Cehenneme girip çeşitli azaplara maruz kaldıktan sonra Cennete gelmekten Allah’a sığınmak lâzımdır.
Bu dünya imtihanında iken, ruh ve beden ortaklığında her türlü günah ve isyanlara dalan kâfir, münafık ve aşırı günah işlemiş ve tövbe etmeden ahirete göçmüş olan insanlar, elbette kıyametten sonra bedenleri tekrar diriltilecek ve ruh ve beden birlikteliğinde Cehennem azabını tadacaklardır. Kur’ân-ı Kerîm’de bu hakikat, muhtelif surelerde böyle izah edilmektedir.
Ölen insanların bedenleri toprak olur ve çürür. Bundan dolayı, kabirdeki azaplar ruha çektirilir. Küçük cehennem olarak tarif edilen dünyanın karnında bulunan ve iki yüz bin derecelik dehşetli bir ateş olan magmanın muhtelif tabakalarında böyle ruhlar azabını şimdi çekiyorlar. Bunun için hadis-i şerifte “Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçedir ya da Cehennem çukurundan bir çukurdur.” buyrulmuştur. Peygamber Efendimiz (asm) “Kabir azabından daha dehşetli bir azap görmedim.” diye haber vermiştir.
Kâfir, münafık ve aşırı günahkâr olan mü’minler, ruh ve bedenleri ile birlikte Cehennem azabına atılacaktır. Fakat, insan bedenleri Cehennemin bu dehşetli ateşine nasıl dayanacaktır? Cennete giden mü’minlerin ruh ve bedenleri ebedî olacak ve nihayetsiz nimetlerden sonsuza kadar istifade edeceklerdir. Zira, Cennette ölüm diye bir şey yoktur. Cehenneme gidenlerin de bedenleri ebedidir. Çünkü orada da ölüm yoktur. İşte, cehennemliklerin bedenleri dehşetli ateşler içinde yanacak, etleri dökülüp iskelet olarak kalacak fakat Cenab-ı Hak tekrar dirilterek azap vermeye devam edecektir. Cercis Aleyhisselâmın derisini yüzerek defalarca öldüren Yahudilerin gözü önünde tekrar yaratılması buna örnektir. Allah’ın kudreti her şeye yeter. Cehenneme atılanların hâli böylece sonsuza kadar devam edip gider.
Kur’ân ayetlerine dayanarak anlatılan bu hakikatleri, bir kısım insanlar efsane, masal ve hikâye olarak görüp, varsın bu dünyada oylanıp dursunlar bakalım. Burası yalan dünyadır, asıl hayat ise oradadır.