"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kur’ân ve şifa - 1

Şemseddin ÇAKIR
15 Mayıs 2020, Cuma
Bilindiği gibi Kur’ân-ı Kerîm’in bir ismi de “Kur’ân-ı Hakîm”dir.

Yani Hâkim; iyileştirme amacıyla menetmek. “Hükm” masdarından “sıfat” olup “Hüküm ve hikmet sahibi” demektir ve Kur’ân-ı Azimüşşanda 97 yerde geçer. Dolayısıyla hekimliği de ihtiva ettiği için “şifa”yı da akla getiriyor. Bizde bu meseleyi hem Üstad hem de diğer İslâm ulemasının bakışlarıyla izaha gayret edeceğiz:

Yirminci âyeti kerimede Üstad geçmiş asırlarda kısmen olup, bu asırda umumen insanların şiddetle muhtaç olduğu bir şifadan bahsediyor.

Bu şifa âyetinin Asr-ı Saadette nüzulü Kur’ân’a baktığı gibi, sair asırlara dahi manayı işârisiyle bakar ve Kur’ân’ın semasından ilhamî bir surette gelen şifâdar Nurlar’a işaret eder. İşte doğrudan doğruya tabibi kulûp olan Kur’ân-ı Hakîmin feyzinden ve ziyasından iktibas olunan Risâle-i Nur benim çok tecrübelerimle umum manevî dertlerime şifa olduğu gibi Risâle-i Nur şâkirtleri dahi tasdik ediyorlar. Bu âyeti kerimenin makâm-ı cifrisi 1339 (m: 1919 ve 1920) ederek Risale-i Nur bu asrın manevî ve müthiş hastalıklarına şifa olmasıdır.

Artık teknoloji ile dünya küçülüp globalleştiği için birinin meselesi hepsini ilgilendirebiliyor. Meselâ, insanlığın korkulu rüyası olan Kovit 19, adeta 2019’u çağrıştırarak insanlığı esir almış durumda ve Bediüzzaman’ın bu yıla dikkat çekişini hatırlatır mahiyettedir.

Bediüzzaman yine hurdebini bir mikropdan (binlerce defa mikroskopla büyütüldükden sonra ancak görülebilen) bir mahlûktan bahseder. İnsanlığın böyle bir mikroptan bizar olup işini gücünü, ticâretini, servetini, lezzetini terk edip çâre aradığı bir hengâmede Üstadın Kur’ânî şifadan bahsetmesi insanı ister istemez ilgilendiriyor ve acaba bu mesele ve benzeri hastalıklar konusunda Kur’ân ne diyor? Bu illetin bir hikmet ve çaresi ve izahı var mı varsa nasıl olacak? diye merak uyandırıyor.

Bizde bir Müslüman olarak inanıyoruz ki mutlaka bunun da çaresi ancak yine “kuru, yaş herşeyi ihtiva eden” Kur’ân-ı Kerîm gibi İlâhî bir kitapta olabilir.

Şimdi bu âyeti kerimenin meali bizleri derin derin düşündürmesi gerekmektedir. Zira Kur’ân-ı Kerîm helâl ve haramları net olarak belirlemiştir. Meselâ; sözüm ona, domuz, kurt, çakal, karga ve yarasa gibi... “Yesem ne olurmuş?” denilmemeli! Şayet denilirse işte böyle olur. 

Bu materyalistler için Bediüzzaman “Herşeyin maddeden ibaret olduğunu zannedenlerin akılları gözlerine inmiştir. Göz ise maneviyatta kördür”  demekle bunların aslında kör olduğunu ilân ediyor.

Kur’ân-ı Kerîm’in herbir hükmü bir şifa ve bir devadır. Çareyi Kur’ân-ı Kerîm’in dışında aramak isteyen istediği kadar arayabilir, buna zaten bir mani de yoktur. Yani biz; kimsenin laboratuvarını elinden almadık, çâresini aramayın, bırakın! Demedik, sadece Kur’ân’daki çâresini söylüyoruz. Bilâkis Efendimiz (asm), “İlim Çinde de olsa arayıp bulun” buyuruyor. Elbette mecbur olursan her yerde arayacaksın. Fakat bizim vurgulamak istediğimiz şey, Kur’ân’ın emirlerinin koruyucu hekimlik gibi oluşudur. Onun hükümlerine uyarsan hem koronadan, hem de emsalinden korunursun, hem her iki dünyan mesud olur hemde kul olursun. 

Kur’ân her derde devadır. Yaş ve kuru ne varsa, Kur’an’da mevcuttur. Fıtrî olan da kitabı kebiri kâinattan dermanını arayıp bulmaktır. Meselâ: Günde beş defa abdest almak, beş vakit namaz kılmak, oruç tutmak ve harama helâle dikkat etmek gibi.

Abdest almak: Günde beş defa ve bilhassa eşyalarla temas eden uzuvları en az üçer defa iğne ucu kadar yıkanmadık yer kalmayacak şekilde yıkamak (şimdi hijyenciler de aynını söylüyorlar.) Adam elini defalarca yıkıyor, fakat abdest alamıyor. İslâm bir de buna ibadet sevabı veriyor, daha ne olsun.

Ben eskiden diğerlerinin mantığını ve bilimini bilirdim de, burna üç defa şu çekip silmenin mantığını kavrayamazdım. Bu koronaya müteşekkirim bana onun da hikmetini öğretti. Çünkü bu mikrop en fazla solunum yoluyla ciğerlere burundan vasıl ve arız oluyormuş, bunun çâresi de meğer üç defa bol su ile burnumuza yıkamakmış. Zaten eller, yüzler ve ayaklarda malûm yani böylece abdestle dışımızı temizlemiş olduğumuz gibi oruçla da içimizi temizlemiş oluyoruz. 

Sözü fazla uzatmadan gelelim oruca.

Evet oruç içimizi temizleyen bir temizlik vesilesidir. Madem her işi ehline soracağız bu meselede ise; birçok nobel ödülleri alıp 39.sunu da Müslümanların orucunun tıbbî fayda ve mu’cizelerini arayıp bazılarını tesbit eden Japon bilgini Ahsumi’den alacağız.

Evet Ahsumi özet olarak diyor ki, “Müslümanların orucunu inceledim, aşağıdaki tesbitlere ulaştım:

1. Adına “otofojeni” denilen; aç kalınca vücudun kendini  “yenileme programını” devreye koyup zayıf ve hastalıklı hücrelerin içindeki gereksiz parçacıkları yok etmeyi uyguladığını.

2. Üç gün içinde yeni bağışıklık sistemi ve alyuvarların tamâmen yenilendiğini.

3. Otofoji denilen (Hücrelerin kendini yemesi) yani enerji üretimini kendi iç dinamikleriyle yaparak çöpünü, fotojen bakterileri yiyerek adeta bugünkü teknolojiyle çöplerin enerjiye dönüştürülüp, enerji icad etmek gibi ve birde zehirli toksinlerin dışarı atılması şeklinde de faaliyetlerin olduğunu.

4.  Bu durum hastalıkları ortadan kaldırdığı gibi erken yaşlanmayı da mu’cizane engellediğini tesbit ettim.

Bir başka bilim adamı olan Dr. Bukeyl ise; “Müslümanların oruç ve namazları ikibinli yıllarda doktorların reçetelerinde yer alacaktır” diye yıllar önceden uyarmıştır. Namazın romatizmal hastalıklardaki egzersizler için iyi geldiğini, ayrıca oruç vasıtasıyla; elastiki kaslardan müteşekkil olan midenin küçülüp kilo almayı önlediğini ifade ediyor.

Bu şifaya vasıl olabilmek içinde Bediüzzaman’ın yaptığı gibi Kur’ân-ı Kerîm’in ikiyüz cihetten mu’cize olduğunun ispatını yaparak tam bir teslimiyetle emirlerinin uygulanmasıyla olduğunu bilmek gerekir. Bediüzzamanı öldürmek için günlerce aç bırakıp, 21 defa zehirlemelerine rağmen öldüremeyişlerinin ve o verilen zehirlerin bir ceviz büyüklüğünde kalbinin altında toplanmasının tıbbî izahını tıpta bulmak mümkün değildir.

Okunma Sayısı: 2009
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ahmet Hamdi

    15.5.2020 16:52:00

    Kaleminize kuvvet bu yazıları daha sık yazmanızı istiyoruz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı