"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Feministlerin tesettür düşmanlığı nereden geliyor?

Şükrü BULUT
28 Aralık 2020, Pazartesi
Biliyorum, soruyu çok marjinal karşılayacaksınız.

Belki de sevgili okuyucularımız “ma’lûmu i’lâma zorlama” olarak anlayacaklardır. Bakınız, içinde bulunduğumuz şu günler, ahir zamanın en büyük dinlerinden Hıristiyanlığın en mübarek günleri… 24 Aralıktan altı Ocağa kadar. Hıristiyanlık başta olmak üzere bütün semavî dinlere düşman olan “küresel dinsizlik ve tahribat” hareketinin bu günlerde gazeteleriyle, bütün sosyal medyasıyla, kitaplarıyla, siyasetiyle ve hatta din adamlarını kullanarak Semavî dinlere külli bir taarruz içinde olduklarını, Batı medyasını bu gözle taakip edenler mutlaka anlayacaklardır. Bu taarruzlarının geleneksel olduğunu, St. Martin günleriyle başladığını da hatırlatmış olalım.

Semavî dinlerle düşmanlığın temeli, hedefi ve genel organizasyonu “inkâr-ı uluhiyet ve tahrip” olan bir fikrin; bazen feminizme, bezen LGBT haklarına, bazen Diversity yapısına, bazen itilen kakılan göçmen veya serserilerin hukukuna, bazen antisemitizme bürünerek dünya kamuoyunda hâkimiyetini kurmaya koştuğunu, yapbozun parçalarını yanyana getirenler çok kolay anlarlar. Yukarda saydığımız ve dışardan birbirinden ayrı ve bağımsız görünen tüm hareketlerin belli merkezlerden idare edildiğini, bildiğiniz sermayece finanse edildiğini ve yakından tanıdığınız bazı “uluslar arası kuruluşlara” yerleştirilmiş elemanlarıyla desteklendiğini kabul etmediğimiz takdirde; dünyamızı, çevremizi ve insanlığı kendi iktidarları uğruna yok edecek kadar vahşi, gaddar, zalim ve yalancı bir ideoloji ile karşısında –Allah korusun- kaybedeceğimizi baştan belirtmiş olalım. Bu yazdıklarımızı mübalağa, komplo teorisi, aşırı ifade ve korkutma olarak anlamak isteyenlere, Bediüzzaman’ın bu meselelere bakışına, “tekrar göz atabilirler mi” diye istirhamda bulunmak istiyoruz.

Meselenin temelinde semavî din ve ahlâka düşmanlık ve onların prensiplerini yıkmak olunca, feminizm ile “kadının fitne ve ahlâksızlıkta” kullanımının yolu açılarak “müstehcenlik” gündeme gelecektir. Yani önce kadının fıtratını bozacaklar, sonra da onunla hem erkeğin ve hem de bütün sosyal hayatın şirazesini tar ü mar edecekler. Bunun ilk şartı, kadının bozulması olarak 19. Asırda gündeme gelmiş. Yirminci asırda, bilhassa Kuzeyli Yahudilerin sermayeleri ve dehalarıyla bu tahribat sistemleşerek meşhur “dinsizlik okullarında” proje haline getirilmiş. Bu zaviyeden o asırdaki sosyoloji, psikoloji, pedagoji ve felsefenin ahlâkı alâkadar eden konularını, yazılmış eserleriyle birlikte incelediğimizde, Psikanalizim ve bilhassa Viyana Mektebinin bu tahribatla vazifeli olduğunu göreceksiniz.

İnsanın psikolojik ve sosyolojik yapısına müdahaleyi esas alan Viyana Psikanalizm Derneği etrafındaki çalışmaların, “feminizm” açısından incelenmesinde, insaniyete büyük yarar olacağını düşünüyorum. Maksat batılı tasvir elbette değil. Marksist düşüncelere bina edilmiş psikanalizmin hem Batı Avrupa’da ve hem de 1930’lara kadar Sovyetler’deki tatbikatları, günümüzde insaniyetin çekirdeği olan kadına ve aileye el uzatanların mahiyetlerini deşifrede önemli rolü olduğu düşüncesindeyim. Bilhassa Troçki ve Lenin nezaretinde “çocuk çiftliği” kurarak Marksist psikanalizmi Moskova’da uygulayan Vera Schmidt’ten Tatiana Rosental ve Sabine Spielrien’e kadar, Carl Gustav Jung ve bilhassa Freud’u mutlak üstad kabul eden bu feminist psikologların günümüzdeki tahriplerde de rolleri büyüktür. İlginçtir ki, bunlardan bazıları ruhlarındaki boşlukları dolduramadıklarından intihar etmişler. Tıpkı Freud gibi… St. Petersburg’da, arkasında küçücük bir yavru bırakarak hayata veda eden Freud’un talebesi Rosenthal’in hikâyesi hem ibretli ve hem de acıklıdır.

Kadını tesettüründen koparmaksızın, dinsizlerin yüzlerce sosyal projelerinin işlemeyeceğini az çok anlıyoruz. Bunları hem bilimsellik adına üniversitelerde yaptıkları projelerde, hem ekonomi maskesi altında hayatta ve hem de insanlığı ruh ve mana cephesinde çökertecek bütün ahlâkî alanlarda bu insanî tahribatların başarıya ulaşmaları elbette mümkün olamazdı. Bütün zamanlarda, batıl ve sapık ideolojilerin de bir hak veya hakikat noktasına dayanarak yaşama imkânı bulduğunu unutmamamız gerekiyor. Hıristiyanlıkta ifrat ve Yahudilikte tefrit durumundaki “kadın haklarından” istifade, dinsizler için hiçbir zaman Batı’da zor olmamıştır. Hıristiyanların Müslümanlarda olduğu gibi şeriatları, hayatî prensipleri, dinî ölçüleri ve bu dinî ölçüler dâhilinde serpilen gelenek ve kültürleri olmadığından, “hürriyet-i nisvan” hareketinin o topraklarda uygun zemin bularak, kısa bir zamanda “zakkumca” boy attığına şaşmamak gerekiyor.

İnşaallah önümüzdeki zamanlarda, feminizm perdesi arkasındaki tahribatları, yukarıda değindiğimiz sahalara göre canlı örneklerle müşahhaslaştırarak vermeye çalışacağız. Feminizmin “Kadın hürriyetleriyle” alâkalı bir hareket olmadığını, ahir zaman dinsizliğinin arkasına gizlendiği bir maske olduğunu ve “ahir zaman dinsiz ve tahribatçılarının” terör duygusuyla her değeri maksatlarına alet edebileceklerini isbata gayet müsait bir zemin olduğuna inanarak, masum duygularla bu cereyanın arkasına düşenleri ikazın da Müslümanların vazifesi olduğuna inanıyoruz.

Zavallı, kompleks ve cehalet hastalığına kapılmış birkaç kişiden başka “İslâm Dünyasında” hiç feminist kadına rastlayamamamız da, bu meselenin itikadî temellere dayandığını gösteriyor. Kemalizm’in Türk Milletini tam yüz senedir “İslâmî Doğru Bilgilenmeden“ mahrum bıraktığı bizim neslimiz ve takipçilerimiz arasında, yanlışça “Doğru İslâm’daki Kadın hakları ve Kadının doğru statüsündeki” eksikliklerimizi feminizm ile karıştıranlar olabilirler. Bu geçici arızaya takılmamak gerekir. Ülkemizdeki yüzlerce İlâhiyat fakülteleri, İmam Hatip okulları, Dinî Cemaatlerin medreseleri ve Dindar Medyamız, inşaallah kısa bir zamanda bu eksikliğimizi giderecektir. Yeter ki okuma, araştırma ve değerlendirme hakikatinden kopmayalım.

Feminizm özde bir kadın hareketi olsaydı, tesettüre düşman değil, “müdafaacısı” olurdu. Çünkü kadın yirminci yüz yıl boyunca tesettüründen dolayı dünyanın birçok coğrafyasında haksızlığa uğramış. Yaratılışı itibariyle şefkatin zirvesi ve madeni olan kadın, neden kendi arzusuyla örtüsüne bürünen hem cinsiyle savaşsın ki. Onu yalnızlaştırma yolunda önce anne-babasından, sonra evlâdından, sonra bütün akraba ve sosyal çevresinden kopararak, onu “zelil bir heves aleti” derecesine indirenlerin tarafında kalan bir kadın hareketi için; ancak sapık, aklını ve vicdanını kaybetmiş diyebiliriz.

Feminizmin arkasında durarak hürriyet, liberalleşme, özgürlük, özgüven, demokratikleşme ve diversity sloganlarını kullananların, yalnızca küresel semavî din düşmanları ve demokrasi ile savaşan belli bir sermayenin oyuncakları olduklarını, artık milyonlarca medya organizesinden daha açık ve gür bir şekilde duymaya başladık. Biz Müslümanlar, müttefiki olduğumuz Mesihilere karşı servis hizmetlerimizi aksatmadığımız takdirde; ABD ve AB’de kadınlar, ahlâksızlar ve azınlıklar üzerinden demokrasi ile savaşanların bu mücadeleyi kaybedeceklerinden şimdiden emin olabiliriz.

Okunma Sayısı: 1987
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • H.Hilal

    5.1.2021 04:06:36

    Yazılarınız hakikaten görünmeyen, işitilmeyen noktalara Işık tutuyor.. Göremediğimiz açılardan görme imkanı sağlıyor. Allah razı olsun, çok istifade ediyoruz...

  • Eddai

    31.12.2020 09:08:45

    Rasyonel düşünen insanların Tercihleri, fikirleri, kararları, yaşam, arzu ve istekleri önceden öngörülen ve kolay kullanıma ve yönlendirmeye müsait olması, kimin işine yarıyor? Maneviyatı İlahi emir ve yasaklarla zenginleşmiş, yaşam biçimini bu değerler doğrultusunda inşa etmeye çalışan insanlar niçin ve kimi rahatsız ediyor? İnsanların maneviyatını çökertmek kaos ve kargaşa getirdiğini tarihden örneklerle görebiliriz. Peki günümüzde mahiyeti itibarıyla aynı hedef, bundan kim istifade edecek? Kayıp eden kim olacak?

  • Said Nur

    29.12.2020 11:50:20

    Feministlerin kadınların rakipleriyle işbirliği yapması, onların sahtekarlıklarını açığa vuruyor. Yazı güzel olmuş.

  • Ertuğrul

    29.12.2020 10:37:13

    Bütün mesele inanmak veya inanmamak. Allah’a inanmayan dinsizlerin kadını ve kadının temsil ettiği değerleri anlaması asla va kat’aböümkün değildir. Güzel bir harita çizmişsiniz. Tebrikler.

  • Rehanur

    29.12.2020 00:48:48

    Amerikanın Afganistan işgalinin bir yönü de Afganlı kadın haklarının sağlanması idi. Ve bunun için feministler bu işgali desteklemişlerdi. Bu mizansene göre Afgan kadınlar, ABD sayesinde kendi hapishanelerinde kurtulacaklar ve özgürleşmiş olacaklardı. Ancak bugün onların durumlarında bir değişiklik olmadığını görmemiz mümkün. Dolayısıyla Batı dışı toplumlara karşı geliştirilen eşitlik, özgürlük gibi söylemlerin somurgeci anlayış ile iç içe girdiğini hep birlikte gözlemliyoruz. Bu tesbitleri kitaplastirmalisiniz.

  • Zeliha Özpamukcu

    28.12.2020 21:53:08

    Kadına kıza sahip çıkmamış toplumlarin yarası. Ne zaman ki Müslüman toplumlarında kadının değeri anlaşılmadi ise dinsizlik ordan yol bulup girmiş. Bana feministler hep bu duyguyu verir. Siz doğru İslami yaşarsanız akın akın İslam'a girerler hakikati herşeyin önünü kesmiyor mu? Emanetler sahipsiz kaldıkça başta tesettür tehlikeye girdi. Ardından feminizm Müslüman kadının dayanak noktası oldu. Serbestliğine bahane oldu. Ayet çok açık ve net. Düşmanı önce müslüman erkekler sezmeliydi. Allah razı olsun. Araştırmalarıniz oldukça yerinde.

  • Ahmet Rıza

    28.12.2020 21:44:54

    Kadın hürriyetlerini savunanların sesleri de feministlerin sesleri kadar yüksek çıkmadığı sürece, kadın bahanesiyle yapılan istismarların önü alınamaz. Bu gerçeği de lütfen bir tarafa kaydedelim.

  • Osman

    28.12.2020 17:33:14

    Yazı aydınlatıcı güzel Zor bir konu. Karışık bir zamanda her şey karmaşık. Doğru yu bulmak çok zor. Fakat filmin sonunda iyiler kazanacak. İnşallah

  • Nejdet pehlivan

    28.12.2020 17:01:09

    Zıtların harman olduğu çağımızda, korkunç bir kavram kargaşası yaşamaktayız. Deccaliyet akımları bukalamunik renklere bürünerek, her çeşit desiselerle müslümanları tuzaklara düşürmeye çalışıyorlar. Asrın müceddidinin verdiği Kur'an'ın çağımıza bakan şaşmaz ders ve hakikatlerinden bihaber olanlar maalesef şaşkın ve çaresiz. Binaenaleyh, Nur Şakirtlerinin topluma deniz feneri gibi istikametli yolu gösterme vazife ve mesuliyeti de gittikçe önem kazanıyor. Sizin araştırma mesaili, Kur'an ve sünnet ölçülü rafine yazılarınız, elzem farkındalıkları oluşturma, dalâlet cereyanlarının oyunlarını, desiselerini deşifre etme bakımından önemli bir hizmete vesile olduğu kanaatindeyim. Çalışmalarınızda ihlâslı muvaffakiyetler niyazımızdır.

  • Zübeyir

    28.12.2020 16:03:12

    Allah razı olsun, kaleminize sağlık. Mühim tespitler. Saldırının nispeti ölçüsünde Yeni Asya ve camia adına "adresleme" yapılması güzel, lakin "batılı tasvir ve efkarı teşviş" hususlarına azami gayret bu tür çalışmalarda esas olması gerekir kanaatindeyim.

  • Niyazi N.

    28.12.2020 15:34:52

    Zındıkanın, global hakimiyetini temin ve tahkimi karşısında gördüğü en büyük engeller uluhiyet (din) ve hürriyet (demokrasi) olmuştur. Ürettiği ve desteklediği global senaryo ve projeler gerek doğrudan gerekse perde arkasından bu manilerini tahrip etme hedeflerine hizmet ediyor, feminizm gibi..., ekseriyetle suret-i haktan ve insanî görünen faaliyetleriyle. Bu tahribat teşebbüslerini daim farkederek küresel çapta deşifre edilmelerini temin etmeye gayret ve himmet etmek mühim bir hizmeti ifa etmek demek olacaktır. Farkındalık oluşturan yazınız için tebrik ve teşekkürler.

  • Hüseyin

    28.12.2020 15:31:21

    kendini ve rabbini unutan, yaradılış gayesini umursamayanlar ; yapay çevrelere, düzenbazlara ve ideolojilere sığınırlar. İnsan, iman eksenini kaybetti mi, bir daha kolay kolay koordinatlarını, yerini ve dengesini bulamaz. kaybolan ruhunu , çeşitli çevrelerde ve çehrelerde arar durur. Ruhunu yitirdiğinin, asıl mecrasından, evinden uzaklaştığının farkında bile olmaz. semavi dinler, inançlar, yasalar, kurumlar, zihniyetler ve sistemler ; ideolojilere, düzenbazlara değil, ahlakın, hukukun, demokrasinin tesisine hizmet etmelidirler. güç ; bireylerde, izmlerde, ideolojilerde olmamalı. kurallarda, kurumlarda, hukukta ve demokraside olmalıdır.

  • Selim

    28.12.2020 15:28:33

    Freud ve arkadaşları bir işe dahil olmuşlarsa, oradan yalnızca kötülük ve bozgunculuk çıkmıştır.

  • Sezai MUMCU

    28.12.2020 14:33:01

    Bedreddin Kardeşim NUH TUFANI bir def'a zuhur etmiştir. İkinci def'a herkesin dalgayla (velev ki teşbihsel dalgayla) silip süprülmesi tekerrür etmeyecek. Kıyamet ise dalga değil kıyamettir. Daha 'Kesinlikle Allah'ın hizbi galip olacaktır' (5 Maide 56) güneşi doğacak.

  • Sezai MUMCU

    28.12.2020 14:30:19

    1) Feminizm dişisellikte taşkınlığa kadar serbestliğe taraftarlıktır, tesettür ise dişiselliğin nötralize edildiği ahlakî giyimdir. O halde iki ZIT niye birarada olsun? Dahası içtima i zıddeyn muhaldir, yani zıtların birarada olması muhaldir, imkansızdır.

  • Sezai MUMCU

    28.12.2020 14:30:02

    2) Fitne fesadı Dünya da yaymayı fıtrî vazifesi bilen bir kavim, ekoller, okullar, teoriler, dernekler, akımlar diye insanlığı saptırmayı sanki lanetlenmiş İblisten verasetle intikal etmiş aslı vazife telakki edenlerle mücahede, onlarla aynı safta olmamız; birarada olmamız muhal olduğundan kendiliğinden anlaşılmaktadır.

  • Muhammed Said

    28.12.2020 14:19:15

    Feminizm nerden geliyordu? Önceki yazılarınızdan görüleceği üzere kısaca zındıka komitasının büyütüp beslemesi olduğunu görüyoruz. O zındıka ki insaniyet ve İslâmiyet düşmanı. Mimsiz medeniyetiyle semavi dinlere karşı cephe açmış. Dolayısıyla feminizm ve onun alt dallarındaki modernleşme adına tesettürden uzak başörtülü modellemesi de onların tahripkarlık adına attıkları büyük adımlarıdır. Sözde başörtülülere değer veriyor hayatın her kademesine sokuyor. Ben kadınlarımız kızlarımız seve seve bu fitnede eriyor... Halbuki kadına en büyük değeri veren İslâm; kadının fıtatını iyi bildiği için ona evindeki rahatı ve nesli yetiştirme gibi ulvi bir vazifeyi gösteriyor. Hem de karşılığında cenneti vaad ediyor. Zındıka ise her iki dünyasını mahvediyor. Teemmel...

  • Halil İbrahim Karahan

    28.12.2020 13:58:07

    Allah razı olsun abi böyle araştırma yazıları ve tesbitleriniz inşallah çok faydalı Rabbim devamını getirsin.

  • Ahmet Danışmaz

    28.12.2020 13:44:27

    Er ya da geç Nurlar ihtiyaç sahiplerinin ellerine ulaşacaktır inşallah. Temel mesele biz bunun neresindeyiz acaba? Selamlar

  • Hayati

    28.12.2020 13:35:39

    Marksist felsefenin aile çekirdeğindeki yapılanmasını deşifreniz çok çok muhteşem olmuş. Allah razı olsun.

  • Haydar

    28.12.2020 13:06:12

    Feminist geçinenlerin, Kadını tesettürden uzaklaştırmadan başarılı olmaları mümkün değildir. Özgürlük, demokrasi gibi içini dolduramadıkkarı kelimelerin arkasına saklanarak propaganda yapıyorlar. Onlar çalışıyor, ya biz???

  • Bedreddin

    28.12.2020 00:27:56

    Gelen dalga hepimizi silip süpürebilir

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı