"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İstanbul Sözleşmesi kimin zaferi?

Şükrü BULUT
04 Ocak 2021, Pazartesi
Hükümetimiz, düzelteceğine dair açıklama yapmasına rağmen, henüz icraatta bulunmadığından, elbette zaferden bahsedecekler, Feministler.

Bu gayrimeşrû çocuğu kucağında bulan hükümetin üyeleri, anlaşmanın mahiyetinden haberdar olmadıklarını söylediklerine göre, bu zaferin hakikî sahiplerini bulmak durumundayız. Bu çocuk aynı zamanda AB’nin de kapısına on iki meclisin onayından sonra bırakılmış. Millet adına karar vermesi gerekenlerin mahiyetlerini bilmedikleri bu anlaşmaya “sürü psikolojisi” ile tam kırk altı ülkenin katıldıklarını sonradan anlıyoruz. 81 maddeden oluşmuş ve aslında temennilerden ibaret olması gereken bu beyannamenin kendisini “kanun kürsüsünde buluvermesi” mutlaka hazırlayıcılarını da şaşırtmıştır. Fakat işin mahiyeti, bu kanun Avrupa ülkelerinin “Millî Meclislerine” inince ortaya çıkıyor. 

Otuz bir ülkenin tatbikata henüz koymadığı ve Rusya ile Azerbaycan’ın hiç imzalamadığı bu anlaşmaya; yalnızca Türkiye’mizin şerh koymadan tamamen teslim olması, tarihimize geçecek maalesef siyah bir nokta olacaktır.

Yeni Asya Gazetesi bu sözleşmeyi çok defa gündemine taşıdı ve hükümetimiz de geri çekeceğinden bahsetti. Hemen ardından bazı uluslar arası kuruluşlardan “tehditler” gelmeye başladı. Bilhassa af örgütleri ve insan hakları temsilcisi geçinen ve neoliberallerce finanse edilen kuruluşlardan… Arşivimizde bulunan bilgilerden dolayı, (11, 15 Mayıs 2020) tekrara girmeden, şu makalelerle bu sözleşmeyi “de facto” ile dünyanın başına geçirmeye çalışan ana cereyanı birlikte bulmaya çalışacağız. Bu anlaşmanın hukukumuza neler getirip götürdüğünü inşaallah kıymetli ilim adamlarımız yakın zamanda ortaya koyacaklardır. Detaylı mahiyetinin uzmanlarımızca anlatılacağı yazıları beklerken, biz gayet yüzeysel olarak bu anlaşmayı enstitülerinde hazırlayan gurupların kadın ve aileyi bahane ile perdeledikleri renkleri, maksatları ve hedefleri üzerinde duracağız.

AİHM’nin 2009’da, Nahide OPUZ davasında Türkiye’yi otuz bin euro’ya mahkûm etmesini bilmeyenler, bu konferansın İstanbul’da yapılmasını bir başarımız olarak da görebilirler. Fakat Suriye’nin kırk-elli ülke adına BM’de 2009’da LGBT ve Kadınlarla alâkalı Avrupa’nın suçlamalarına karşı okuduğu beyannameyi gözden geçirdiğimizde, İstanbul Anlaşmasının çekirdek çalışmalarının çok önceden birçok “Uluslar arası Kuruluşa” servis edildiğini anlıyoruz. Hatta uzaklara gitmeye gerek yok, kanaatindeyim. 2011’e gelirken Türkiye’mizin güzide üniversitelerinde bu sahada yapılan çalışmaları ve bu projelerin kimlerce finanse edildiğini (Bilhassa ODTÜ; Boğaziçi ve Bilgi gibi) tahkik ettiğinizde, bu yolda hayli mesafe alındığını görmüş oluyorsunuz.

Nikâhı esas almayan ve geleneği şeytanlaştıran sözleşmenin mana ve felsefe olarak hangi düşünceyi hatıra getirdiğini artık biliyoruz. Sözleşmeyi dikkatlice okuyanlar; hedefin kadını kollamak ve fıtrî olarak haklarını vermekten ziyade, onu bulunduğu aile ortamında çatışmaya sürükleyerek “yalnızlaştırma” olduğunu göreceklerdir. 2014’ten sonra önü alınamayan boşanmalar ile ihtiyaca bir türlü cevap veremeyen “kadın sığınma evleri”, sözleşmenin kadını kollamak ve fıtrî haklarını vermekten ziyade, bulunduğu aile ortamında çatışmaya sürükleyerek “yalnızlaştırmakta” olduğunu göreceklerdir. İşin en trajedik ciheti ise, LGBTQ hareketinin bütün sıfat ve nitelemelerini anlaşmaya katarak; hem kadını ve hem de aileyi değersizleştirmesi olmalıdır.

Çatışmaya vesile olacak o kadar tanım ve girişim yer alıyor ki, sözleşmede… Mücerret bıraktığı “psikolojik ve ekonomik” şiddet meselesi, zamanla aile içine atılmış bir bomba vazifesi görecektir. Bildiğimiz üzere; kişinin temel hakları dışındaki hukukta genellikle uzlaşma ve arabuluculuk yolu seçilir. Fakat İstanbul Sözleşmesi bu yolu da kapatarak, çatışmanın boyutlarını bilinçli olarak yükseltiyor.

Amerika’daki aile ile İskandinavya’daki aileler; Asya, Afrika ve Uzakdoğu aileleriyle tek kalıba döktürülmüş ve başlarına da GREVİO’dan gardiyanlar yerleştirilmişler, bu yapılanma ile. Kendilerine bazen “globalciler” dedirten söz konusu zihniyetin, ideolojisi dışında hiçbir “millî renk, gelenek, estetik, inanç ve değişik coğrafya” unsuruna tahammül etmediğini de anlıyoruz. Bu projenin AB ülkelerinin gündeminden önce, BM’lerde, Avrupa Konseyi’nde, Dünya Bankası ve diğer bazı uluslar arası kuruluşların gündemine hangi organizasyonlarca getirildiği araştırıldığı takdirde de, İstanbul Sözleşmesi’nin arkasındaki hareketin asıl sahipleri belli olacaktır. Bu arada, uluslar arası ve devletler üstü kabul edilmiş kuruluşların “demokratikleştirilmesi” hususundaki isteklerimizi bir daha dile getirmiş olalım. Zira demokrasi karşıtı sermayenin dünyanın “millî demokrasilerine en büyük darbeleri“ vurduğu yerler olarak tanımlıyoruz, söz konusu kuruluşları… Dünya Bankası, IMF, BM, Avrupa Konseyi Projeleri, Uluslar arası af ve insan hakları örgütleri, milletler arası çevre ve diğer kabul görmüş bütün örgütlerin âcilen demokratikleşmeleri gerekiyor. Aksi halde bu kuruluşlara servis veren ülkelerin demokrasi iddiaları havada kalıp gülünç duruma düşeceklerdir.

Polonya başta olmak üzere; birçok Avrupa Meclisleri’ndeki LBGT karşıtı hareketler ve kanunî düzenlemeler; mutlaka hükümetimize cesaret vermiştir. Polonya Adalet Bakanı Ziobra’nın; bunlar kendi istekleri doğrultusunda gençlerimizi şekillendirmek istiyorlar, mealindeki sözleri, birçok Avrupalı aydın ve siyasetçinin gözlerini inşaallah açacaktır. Her şeyden önce Rusya’nın bu ideoloji ve tahribatı sivil-toplum perdesi altında düzenleyenlere karşı getirdiği tedbirlerin bize doğru yolu gösterdiğini de düşünüyoruz. 

AB ile hiçbir alâkası olmayan “kadın ve aile karşıtı” düzenlemeyi tek bir itiraz şartı koymaksızın imzalayıp hemen tatbikata koyan hükümetin suçu AB’ye atmaya kalkışmasının, Müslümanların mertliğine ve doğruluğuna hiç yakışmadığını da belirtelim…

İstanbul Sözleşmesi’nin sivil-toplumca tartışılamamasını konuşanlar, bu hususun TBMM’de de müzakereye açılmadığını unutuyorlar. 

Açılsaydı ne olurdu? Namusuna, geleneğine ve örfüne çok düşkün olan Türk Milleti “bu yüksek değerleri alçaltan ve kabul etmeyen bir sözleşmeye” hiç sessiz kalabilir miydi? “Sözde namus ve din” derken, bin yıllık Türk tarihini ve inancını ayaklar altına sererek, feminizm adına bir milletin bütün değerlerini itibarsızlaştırıp çocuklarının elleriyle çöpe attırmak istendiğini, sonradan anlamış bulunuyoruz.

Okunma Sayısı: 2355
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Eddai

    15.1.2021 23:38:04

    Bu dis dayatmalari neyle izah ediyorlar, nasil böyle bir sözlesme imzaliyorlar, neye dayanarak böyle bir sey kabul görüyor anlamis deyiliz. Amac ne? Degerli yazarimizin gördükleri neticeleri görmekten acizmi gerekli merciler?

  • Hıdır Yıldırım

    5.1.2021 02:16:16

    Türk milletinin beden ölçülerine uygun olmayan bu sözleşmenin bir an önce tekrar ele alınarak müzakere edileceği inanıyorum. Bu tahribata artık dur demek lazım.

  • Ahmet Rıza

    4.1.2021 23:14:55

    Bu İstanbul sözleşmesi, Müslümanların mahallesinde salyangoz satmaya benzedi. Ne satan memnun ve ne de alan. Yanlış mekânda, yanlış kararlar ve yanlış kanunlar. Bunları acilen sahiplerine iade etmek gerekiyor. Yoksa o utanç belgesinin altına imza atanlar her iki alemde de rezil ü rüsvay olacaklar.

  • Osman

    4.1.2021 22:18:24

    Ne yaparlarsa yapsınlar İnsanlık uyanmıştır İyiyi doğru yu bulacaktır

  • Zeliha Özpamukcu

    4.1.2021 21:27:10

    Tarih boyunca yaşanmış her türlü dinsizlik hareketleri önümüzde duruyorken ve insanlık uyanmışken ,herşeyi hissediyorken bunlara dur diyecektir sanıyorum. Vicdan hakikati arıyor. Hakikate susamış çok ruhlar var diye ümit ediyorum. Her türlü hileler boşa çıkacak inşaallah

  • Zeliha Özpamukcu

    4.1.2021 21:22:31

    Nasıl sinsi sinsi girdi içimize. İlk fark ettiğimde hiç kimsenin mse henüz birşey yazmıyordu. Hatta yakınımda ki ilahiyatçılara gelen resmi yazıtı gostwrip bu ne dediğimde kimsenin sesi çıkmadı. Acaba anlamadılar mi dedim. Şimdi anlıyorum sukynlugun sebebini. Sadece milli eğitim değil diyanette bu konuyla ilgi cinsiyet eşitliği adı altında seminerler verdirmisti. Eğer bugün bu yazı yazıldı ise demek ki Müslüman olsun insan olsun bu fesat girişiminin arkasında kimse duramayacaktir bundan sonra.

  • Ahmet Danışmaz

    4.1.2021 13:49:15

    İnsan fıtratına aykırı bu tür zorlama metinlerin kanun adı altında bile olsa kabul görüp sürekli olması imkansızdır.

  • Niyazi N.

    4.1.2021 11:52:05

    Ahir-ül ahirzaman olan günümüzde ifsad şebekeleri her çeşit tahribatlarını lokal şube ve işbirlikçileri olmadan ya-pa-maz-lar.... Perde(ler)in arkasında olan!

  • Sertaç Lüser

    4.1.2021 11:25:46

    Kalb atom zerratı adedince parçalanıyor bu yaşanan ve okunan satırları.Diziler,filmler,yarışmalar ve benzeri faaliyetlerle her an pompalanan menfi ve sefih haller bide kanunla sabitlendirilip koruma altına alınmak isteniyor güzelim ülke ve dünyamızda.Yeryüzünden geçen bu insanlık kervanının son halkası olan biz ahirzaman insanları,pis kokudan hoşlanır hale getirilmek ve içinde mutlu bir hayat sürmek gibi bir olgu sarmalanmak isteniyoruz.FAKAT projeyi hazırlayanlar şu tokatla uyanacaklar.Zemin etüdünü yanlış mühendise çizdirdiklerini fark ettiklerinde..

  • Hüseyin

    4.1.2021 10:51:52

    Bir toplum ; vicdanını, pusulasını  kaybederse hangi düzenleme, hangi sözleşme, hangi sistem getirilirse getirilsin haksızlıklara karşı bakış açısı, zihni duruşu değişmeyecektir.Bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın.El alemin probleminden bana ne gibi sathi yaklaşımlar, problemleri çözmez aksine büyütür. Sıkıntılar, problemler uzakta değiller çok yakınlar.. kapılar kapalı, kulaklar duymaz, gözler görmez,  ne denli olursa olsunlar problemler uzakta değil bir adım ötemizdeler ... Acılar ruhumuzu sardığında, içimizdeki gizli saklı telleri yıpratıp kopararak bize zulmettiğinde, insanların ve nesnelerin dünyasından kopmaya, soyutlanmaya başlarız.Başkalarının acısının içimizdeki yansımalarını sınırlamak, silmek hiç te kolay değildir..

  • Muzaffer

    4.1.2021 10:21:56

    Bu sözleşmenin etkisini görmek için sosyal hizmetlerdeki raporlara, vakalara ve kandın cinnet ve cinayetlerine dönüp bakmak yeterli. Her konuda Avrupaya sırtını dönen, mübareze eden mevcut siyasetçiler, ist. Sözleşmesine ne pahasına olursa olsun (A. Dilipak'ı) harcamak ve birçok karşı fikirleri itibarsızlaştırmayı göze alarak sarılması düşündürücü..

  • Selim

    4.1.2021 09:28:30

    Hükümetin gizlice bu dinsiz ve ahlaksızlarla anlaştığı inancı toplumda pekişmeye başladı. kendileri karar verecekler.

  • Hayati

    4.1.2021 09:19:45

    Bu anlaşmanın yüzkaramız olduğunu söyleyen cumhurbaşkanı, neden geri çekmiyor veya yeni bir düzenlemeye gitmiyor? Milletin tepkisini kırmaya yönelikse, beddualar hükümeti göçürür, biline.

  • Haydar

    4.1.2021 08:11:04

    Aile’nin yapısını bozmaya ve şekillendirmeye çalışan bir sözleşme. Bu konu gündemde tutulup, bir an önce düzeltilmesi gerekiyor. Elinize yüreğinize sağlık.

  • Halil İbrahim Karahan

    4.1.2021 03:25:22

    Allah razı olsun abi Rabbim sağlık afiyet içinde Salih amelle geçen uzun ömürler versin. Böyle hayırlı çalışmalarınızı devam ettirsin.

  • Bedreddin

    4.1.2021 01:50:47

    Bütün ruhu canımla Allah razı olsun diyorum.Hakikat...

  • Sezai MUMCU

    4.1.2021 00:44:21

    Istanbul'da imzalanan FITNE VE FESADIN BIR SÖZLESME OLDUGU DOGMAMIS KIZ COCUKLARININ HER TÜRLÜ HUKUKUNUN DIRI DIRI 85 milyon VATANDASIN HUZURUNDA GÖMÜLMESI kabul edilemez. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bir Istanbul Sözlesmesi hatasindan bir an önce dönmeli. Yoksa NETICELERINE 85 milyonun huzurunda KATLANIR. 85 milyonun KIBLESINI KIMSE KUZEYE CEVIREMEZ ve IBLISE SECDE ETTIREMEZ! Kaybedecek bir canimiz var ama IMANIMIZI TESLIM ETMEYIZ. BIZLER MÜSLÜMANLARIZ!

  • Mustafa coban

    4.1.2021 00:29:47

    Avrupa birligine katilmayi meşruiyet sebebei gorenlerin istanbul sozleşmesini kaldirmaya cesaretleri olmayacak.kendi halkina hesap vermek zorunda olmadigini sanana bop kadin haklarindan sorumlu başkan rolunu kapanlar istanbul sozlesmesini hiç bir zaman kaldiramiyacaklardir.cok geçmiş olsun.medeni kanun tahkim edilmiştir.bu baģlamda zinanin suç olmaktan çikarilmasinida unutmayalim.hasan el benna nin ingilizlerin mısır terk ederken soyledigi sozleri bir kere daha hatirlayalim. Uiyet

  • Sezai MUMCU

    4.1.2021 00:29:15

    Hukuku bire bir tercüme olarak kabul eden TBMM neyin neresini kimden nasil düzeltecek, sayet dogru bulmazsa. O halde kafa yormamak icin hepsini dogru kabul edecek aksi durumda isin icinden cikamayacak, cünkü yanlislarla ugrasarak dogruyu bulma FORMÜLÜNÜ BESERIYET BULAMADI. Sayet bu mümkün olsaydi IBLISIN yanlislarini teker teker yazip dogruyu bulmasi mümkün olur; kendi kitabini kendi yazardi. Ama ne Kainatin süresi buna yeter ne beseriyetin akli mütemadiyen bir hukuk icin bu sürede calisabilir! FITNE VE FESADIN TERCÜMESINI KABUL ETMIS OLMAK HUKUKUNU ZATEN KENDISI OLUSTURMAYAN, HUKUKî IRADEDEDEN YOKSUN MECLISE FATURA CIKARMAK MUHALDIR. ZIRA ABUK SABUKUN MAKUL FATURASI OLAMAZ!

  • Muhammed Said

    4.1.2021 00:12:50

    Deccaliyet ve Süfyaniyet ittifakla insanlığa ve Müslümanlığa hücum ediyor. Mü’mşn Müslümanlar yalnız kalmış Müslümanlar arasında. Başka diyardaki Mü’min olan Müslimlere ihtiyaç var ittifak hususunda ki onlar da Müslüman İsevilerdir. Onlar harekete geçmeden buradan bir hareket çıkmazzz...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı