Üç günlük fânî dünyada yaşadığımızı unutmadan yaşamaya gayret etmek ne güzeldir. Hele de sevdiklerimizle tanıdıklarımızla olan münasebetlerde bu kurala daha da dikkat etmek lazım.
Mazide yaptığımız olumsuzlukları değiştirme fırsatımız olmasa da özürle kul indinde, tevbe ve istiğfarla da Allah indinde sildirme fırsatımız var. Üzdüğümüz, kırdığımız, haksızlıkta bulunduğumuz insanları arayıp özür dilerken kalben ve lisanen Allah’ı bol bol zikrederek Tevvab ismiyle yardım isteyelim.
“İnsanın hayat-ı içtimaiyesini ifsad eden bir desise-i şeytaniye şudur ki: Bir mü’minin birtek seyyiesiyle bütün hasenâtını örter. Şeytanın bu desisesini dinleyen insafsızlar, mü’mine adavet ederler.
Halbuki, Cenab-ı Hak, haşirde adalet-i mutlaka ile mizan-ı ekberinde a’mâl-i mükellefîni tarttığı zaman, hasenâtı seyyiâta galibiyeti-mağlûbiyeti noktasında hükmeyler. Hem seyyiâtın esbabı çok ve vücutları kolay olduğundan, bazan bir tek hasene ile çok seyyiâtını örter. Demek, bu dünyada o adalet-i İlâhiye noktasında muamele gerektir. Eğer bir adamın iyilikleri fenalıklarına kemmiyeten veya keyfiyeten ziyade gelse, o adam muhabbete ve hürmete müstehaktır. Belki, kıymettar birtek hasene ile, çok seyyiâtına nazar-ı afla bakmak lâzımdır.”1 diyor Üstadımız.
Hayata farklı açılardan bakmak herkese nasip olmaz, inanın bana. Allah’ın rızasını kazanacağımız o mükemmel açı kimlere nasip olur biliyor musunuz? Gönülden, içten, samimî bir yakarışla bunu isteyen herkese…
Düşünsenize koskoca semavat zemine gıpta ediyor diyor Üstadımız Barla Lâhikasında...
“Semavat zemine gıpta eder ki, zeminde hâlisen lillâh sohbet ve zikir ve tefekkür için, bir-iki adam, bir-iki nefes, yani bir-iki dakika beraber otururlar, kendi Sâni-i Zülcelâlinin çok güzel âsâr-ı rahmetini ve çok hikmetli ve süslü âsâr-ı san’atını birbirine göstererek Sânilerini sevip sevdirirler, düşünüp düşündürürler.” 2
Küçük büyüğe, fakir zengine, güçsüz güçlüye gıpta eder de büyüğün küçüğe, zenginin fakire, güçlünün güçsüze gıpta etmesi?..
Bu gıbtanın imrenmenin beğenmenin sebepleri ve şartları var tabiî ki O da Allah rızası için safiyane sohbet, zikir, tefekkür, sevmek ve sevdirmek.
Kaçımız bunu başarabiliyor bilemem. Kendi adıma geçmiş hayatıma baktığımda bu hususta çok da başarılı olduğumu söyleyemem. Bu bakış açısıyla yaşamanın insanı yorduğunu da ifade etmeliyim. Etrafımızdakilerin tamamına yakını “sıkıntılı”, çünkü yanlışlardan, hatadan ari olan kimse yok ki…
Böyle olunca da Şah-ı Nakşibend (ks) Hazretlerine nispet edilen “Eller yahşi ben yaman, eller buğday ben saman.’’ kaidesindeki yahşiler ve yamanlar, buğdaylar ve samanlar yer değiştiriyor. Dürbüne tersinden bakmak gibi bir şey yani…
Rabbim bizleri zeminde gıpta edilen kullarından eylesin.
Allah rızası için yaşayıp, Allah rızası yolunda ölmeyi de bize nasib eylesin, rızasından nasibimizi arttırsın...
Dipnotlar:
1- Said Nursî, Lem’alar, s. 173.
2- Said Nursî, Barla Lâhikası, s. 260 .