“Özgürlükler beşiği” Fransa, neden kendi çocuklarını dijital dünyadan devlet zoruyla kurtarmaya çalışıyor?
Çünkü vicdanlarda bir “manevî yasakçı” inşa edilemezse devlet baskısı kaçınılmaz olur. Fransa’da 15 yaş altına getirilen sosyal medya yasağı, güncel idarenin kanunların arkasına sakladığı sarsıcı bir çaresizlik itirafıdır. Devletin soğuk yüzü ekranları karartabilir; peki ya dipsiz sanal girdabın ruhlarda açtığı o devasa boşluğu kim dolduracak? Risale-i Nur, tam bu kör noktada muazzam bir teşhis koyarak insanın aklına ve kalbine her vakit bir “manevi yasakçı”1 yerleştirmenin zaruretinden bahseder. Zira iman nuruyla işleyen bir iç denetim yoksa dışarıdan dayatılan yasaklar ancak yeni cazibe merkezleri üretir. Mü’minûn Suresi’ndeki “boş ve yararsız şeylerden (lâğviyattan) yüz çevirme”2 şuuru da hakikî hürriyetin devlet baskısıyla değil, ancak bu çelik gibi iç iradeyle kazanılabileceğini haykırır.
Meseleye bir de ömür borsasından bakalım. Helal dairede ekranlardaki yeşil ve kırmızı çizgileri titizlikle takip edip kâr-zarar tablolarında kılı kırk yararken en kıymetli portföyümüzü, yani zamanı nasıl iflasa sürüklediğimizi fark edelim. Bediüzzaman Said Nursî’nin, “Sermaye-i ömür azdır, lüzumlu işler pek çoktur”3 ihtarı, zamanı; hesabı çetin sorulacak bir anapara olarak önümüze koyar. Sosyal medyanın o hipnotize edici akışı, bu eşsiz sermayeyi acımasızca yutan bir kara deliktir.
Aynı yaman çelişkiyi zihnimizde de yaşıyoruz. Fiziksel olarak definasyon dönemine girip kasları korumak için yediğimiz her lokmayı hesaplıyor, en kaliteli takviyelerle bedeni destekliyoruz. Peki ya aklımız? Onu neden sosyal medyanın boş kalorilerine, o dijital abur cubur yığınına terk ediyoruz? Bedenimize gösterdiğimiz hassasiyeti esirgediğimiz zihnimiz, sarsılmaz bir manevî diyeti hak etmiyor mu?
En can alıcı nokta ise evlatlarımız. Evdeki bir bebeğin attığı ilk adımlarda düşüp canı yanmasın diye pervane olurken onun körpe zihnini dijital labirentlere kendi ellerimizle teslim etmek nasıl bir akıl tutulmasıdır? Fransa’nın bugün kanunla çekmeye çalıştığı koruma kalkanını, bizler vicdanlardaki o manevî yasakçıyla inşa etmek zorundayız. Risale-i Nur’daki, “Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir; harama girmeye lüzum yoktur”4 hakikati, evlatlarımıza kısıtlanmış bir zindan değil; sınırları net, dijital zehirlerden arınmış aydınlık bir yuva sunar.
Bizi ve neslimizi bu dijital esaretten azat edecek olan şey, kanunların soğuk yasakları değil; kalplere tahkikî ve hakikî bir imanı yerleştirerek irademizi yeniden özgür kılmaktır.
Kaynakça:
1- Said Nursî, Hutbe-i Şamiye, s. 86.
2- Mü’minûn Suresi: 3.
3- Said Nursî, Mesnevî-i Nuriye, Zühre, s. 125.
4- Said Nursî, Sözler, On Üçüncü Söz, İkinci Makam, s. 149.