Bazı zatlar vardır ki, manayı yalnız fark etmez; onu bir idrak sistemine dönüştürür.
Bakışı sıradan bir gözlem olmaktan çıkarır, adeta hakikati çözen bir anahtar hâline getirir. Eşyayı yalnız görünen yüzüyle değil; ardındaki hikmet, sır ve işaretlerle birlikte okur.
Bediüzzaman Said Nursî, bu asırda mana okumayı en yüksek seviyede temsil eden nadir şahsiyetlerden biridir. O, yalnız ilim sahibi bir âlim değil; çağın kararan nazarına yeniden hakikati göstermeye memur edilmiş büyük bir mütefekkirdi.
Onun nazarında kâinat, sessiz maddelerin yığını değildi. Baştan sona konuşan, işaret eden, mana taşıyan büyük bir kitaptı. Bir çiçek yalnız biyolojik bir yapı değil; İlâhî isimlerin ince bir tecellisi, sanatlı bir mektubu ve kudretin küçük bir mucizesiydi. Yıldızlar yalnız gök cisimleri değil; azametli saltanatın parlak memurları ve semavatın nurani kandilleriydi.
En dikkat çekici taraflarından biri ise şudur: O, çağın en büyük fikrî saldırılarının yaşandığı bir dönemde, iman hakikatlerini daha önce benzeri görülmemiş bir açıklık, kuvvet ve derinlikle izah etti. İnkarın ilim kisvesiyle yayıldığı bir hengâmda, Kur’ân hakikatlerini sadece müdafaa etmedi; adeta yeniden parlattı.
Birçok insanın dağıldığı, sustuğu ve geri çekildiği bir zamanda o, tek başına bir manevî cephe kurdu. Sürgünlerle, hapislerle, baskılarla ve ağır şartlarla karşılaştı; fakat nazarı kırılmadı. Çünkü onun baktığı yer yalnız görünen dünya değildi. O, hadiselerin arkasındaki kaderî işaretleri, asrın yaralarını ve insanlığın içine düştüğü manevî boşluğu okuyabiliyordu.
Kur’ân’a bakışı da bu fevkalâde nazarın en büyük tezahürlerinden biridir. Bediüzzaman, vahyi yalnız geçmiş zamanlara ait bir hitap olarak görmedi. Kur’ân’ın her asra, her topluluğa ve her seviyedeki insana ayrı ayrı konuşan sonsuz bir mana denizi olduğunu gösterdi.
Bu sebeple Risale-i Nur’da yalnız bilgi yoktur; aynı zamanda güçlü bir nazar terbiyesi vardır. O eserler insana yalnız yeni cümleler vermez; yeni bir bakış kazandırır. Çünkü Said Nursî, hakikati yalnız anlatmamış; hakikate nasıl bakılması gerektiğini de göstermiştir.
Risale-i Nur’un tesiri de biraz buradan gelir. İnsan aynı satırları yıllar sonra yeniden okuduğunda bile farklı manalar fark eder. Çünkü o eserlerde yüzeyde görünen ifadelerin altında çok katmanlı bir tefekkür, ince bir hikmet ve derin bir mana örgüsü vardır.
Üstelik bütün bu mana okuyabilme kabiliyetinin yanında, Bediüzzaman’da görülen bâtınî ilimleri, ince keşifleri, hayret verici tevafuk nazarını ve ilham cihetini de unutmamak gerekir. O bazen küçücük bir işaretten büyük hakikatler çıkarıyor, bazen bir tevafuğun arkasında derin sırlar okuyabiliyor, bazen de en karmaşık meseleleri son derece açık ve sarsıcı bir şekilde izah edebiliyordu.
Şu da var ki böylesine geniş bir bakış açısını, bu derece derin bir idraki ve bu seviyede bir mana anlayışını tam olarak kavrayabilmek kolay değildir. Çünkü büyük manalar; yüzeysel nazarlara, dağınık zihinlere ve tembel tefekküre açılmaz.
Bu yüzden Bediüzzaman Said Nursî, yalnız eser yazmış bir müellif değil; asrın karanlığı içinde manayı yeniden ayağa kaldıran büyük bir müceddid olarak görülmüştür.