"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yine eli boş geldi, boş gitmesin bari

Mehmet Asıf Işık
12 Ocak 2022, Çarşamba
Bir kişiden bahsetmiyorum. Eli boş gelen bir şahıs değil, geliveren şu yeni senedir, adeti üzere her bir senenin sonunda yenisinin gelişi gibi…

İçinde bulunduğumuz ve akıp giden zaman nehrinin duraksamayan akıntısında her an bir kulaç daha ileriye doğru gidiyoruz. Bir noktadan diğer noktaya doğru gür ve coşkun bir akış, durulmayan bir gidiş…

Biz mi gidiyoruz yoksa içinde müstakbeli saklayan gelecek zaman mı bize doğru geliyor, bilemiyorum. 

Malûm, yeni bir senenin ilk günlerindeyiz. Geçen yılın en son ve yeni gelenin de ilk günlerinden itibaren hepiniz gibi dost, arkadaş, iş ve yakın çevremizden gerek vicahen, gerek telefonla ve gerek sanal medya vasıtasıyla yüzlerce tebrik ve kutlama mesajı aldık. 

Hemen herkesin ortak mesajı şu oldu: Yeni yılın sağlık, mutluluk, huzur, barış vs. getirmesi temenni edilmiş. Beklenen geldi, ya da biz ona vardık. Fakat yine ortada, elde ve avuçta bir şey yok. Yine eli boş geldi. Ömrün kemâl faslına yaklaşıyoruz, çatıya da karlar düşmüş saç-baş ağarmış olmasına rağmen bugüne kadar gelen hiçbir yılın bir şey getirdiğini görmüş değilim. Göreniniz var mıydı acaba?

Halbuki zamanın dilimlenmesi itibâridir, öyle var sayılır, bir hikmete binaendir: “O, güneşi bir ışık (kaynağı), ayı da (geceleyin) bir aydınlık (kaynağı) kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir edendir. …” (Yunus/5) Vakti ve zamanı bilelim, ona göre hesap edelim diye. Sadece bir sayı dizisinin başıdır ve/ya belirli aralıklarıdır.

Yaşanan yer aynı, zaman aynı, kişiler aynı, kafa aynı, fikir aynı, hırslar aynı, gaflet aynı, tas aynı, tarak aynı, hamam da aynı olunca ne ve nasıl değişsin ki?..

Çünkü, zaman beklenen hiçbir şey getirmiyor, elinde hiçbir şey yok. Ve kimse içinde bulunduğu zamandan hiçbir şey ummasın. Bilâkis insanlar içinde olanları dışına taşırıyor ve zamana katıyorlar. 

Bu hususu Bediüzzaman şu harika ifadeyle izah eder: “Nasıl ki, çarşıda, mevsimlere göre birer metâ mergub oluyor, vakit be vakit birer mal revaç buluyor. Öyle de, âlem meşherinde, içtimaiyât-ı insaniye ve medeniyet-i beşeriye çarşısında, her asırda birer metâ mergub olup revaç buluyor. Sûkunda, yani çarşısında teşhir ediliyor, rağbetler ona celb oluyor, nazarlar ona teveccüh ediyor, fikirler ona müncezib oluyor. Meselâ, şu zamanda siyaset metâı ve hayat-ı dünyeviyenin temini ve felsefenin revaçları gibi.” (Sözler, 27. Söz)

Ne harika bir izah! Toplum neye ihtiyaç duyarsa dükkânlar, çarşı-pazarlar o mallarla doldurulur. Kış mevsiminde kirazın ve karpuzun, yaz mevsiminde de portakal ve elmanın işi ne? Zamanı geçen, rağbet edilmeyen mala kim ne diye müşteri olur ki!..

Bakıverelim hele zamanımızın sosyal hayat çarşısına, insanlar hangi değerlere rağbet edip hangi mallara, ne türlü hayat anlayışlarına müşteri oluyorlar diye. Mevcut olanlarla zihinleri ifsad etmeyelim; Ahlâka mı, vefâya mı, ilme mi, edebe mi, iffete mi, emniyete mi, sulha mı, sükûna mı, hürmet ve muhabbete mi, şefkate mi, merhamete mi, paylaşmaya mı, nelere ve hangi şeylere rağbet var!..

Halbuki İlâhi emir kesin ve nettir: 

“… Şüphesiz ki, bir kavim / toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.…” (Ra’d/11-Enfal/8) Olmak/almak istediğimiz şey(ler) için kendimize çekidüzen veriyor muyuz? Vermeyen kişi, toplum veya millet boşa beklemesin!.

Saadet çağından bir örnek: “Ve Selef-i Salihîn asrında ve o zamanın çarşısında en mergub metâ, Hâlık-ı Semâvât ve Arzın marziyatlarını ve bizden arzularını, kelâmından istinbat etmek ve nûr-u Nübüvvet ve Kur’ân ile, kapatılmayacak derecede açılan âhiret âlemindeki saadet-i ebediyeyi kazandırmak vesâilini elde etmek idi. 

“İşte, o zamanda zihinler, kalbler, ruhlar, bütün kuvvetleriyle Yerler ve Gökler Rabbinin marziyâtını anlamaya müteveccih olduğundan, içtimaiyât-ı beşeriyenin sohbetleri, muhavereleri, vukuatları, ahvalleri ona bakıyordu. Ona göre cereyan ettiğinden, her kimin güzelce bir istidadı bulunsa, onun kalbi ve fıtratı, şuursuz olarak her şeyden bir ders-i marifet alır, o zamanda cereyan eden ahval ve vukuat ve muhaverattan taallüm ediyordu.” (Sözler, 27. Söz)

Her asrın çocukları için yaşanan, görülen, duyulan ve şahit olunanlar bir tecrübe, bir muallim hükmüne geçip, fıtrat ve kabiliyetlerinin o yönde gelişmesine zemin oluşturur. Madem öyledir, o halde bu asır çocuklarına neyi ve hangi değerleri veriyor diye bakmalı. 

Biz de hasat etmeyi umduğumuz istikbalimiz için istediğimiz, arzu ettiğimiz güzel meyveleri almak için tohumlarını bugünden ekelim. Ki, gelecek olan geçenden daha güzel, daha anlamlı, daha değerli, daha sağlıklı, daha mutlu, daha huzurlu olarak bilgiyle, kültürle, hikmetle, kaliteyle, erdemle, başarılarla ve taze ümitlerle gelsin diye umalım ve sabırla bekleyelim.

Sayılar dizisindeki tam sayılarda olduğu gibi zaman şeridinin de belirli aşamaları dönüm noktaları sayılır. Böylesi vakitler ömür için ince hesaplar ve derin sorgulamalar yapmaya vesiledir: Ne verdik hayata geçen seneden beri? Sayılı günlerden ve sınırlı ömür sermayesinden koskoca bir yıl, gündüzü ve gecesiyle tam 365 gün.

Ya ömrümüze ne kattık?!..

Eskitip bir ardımızda kalan günler için ömürden harcadığımız aldığımızdan fazlaysa zarardayız! Denk veya kafa kafaya ise eh diyeceğiz, aslında yine zarar sayılır. Çünkü, “Dünü bugününe eşit olan zarardadır!” Ancak, eğer dolu geçmiş ise, harcanana değmiş ve eğer daha fazlası ediyorsa o zaman kârdayız diyelim ve sevinelim.

Her ticaret erbabı yıl sonunda hesaplarını kapatıp muhasebe defterlerinin bilânçosunu bağlar ya...

Yılsonu ve/ya başlarında çılgınca ve sermest olmuş gibi eğlenmek yerine ferd olarak, gurup/topluluk/cemaat ve hatta millet olarak ömrün de bir yıllık bilânçosunu karşımıza alıp derin ve ince düşünmeli. Gülsek mi ağlasak mı, ona göre karar verelim?!

Yine başta İslâm ümmeti olarak bütün iman kardeşlerim, dost ve dâvâ arkadaşlarım aileleriyle birlikte iman ve istikamet üzere, rıza ve şefaat dairesinde, ilimle, irfanla, marifetle ve işlerin en hayırlısı olan Kur’ân hizmetleriyle dolu dolu olarak daima kârda, kazançlı ve ebediyyen gülenlerden olsunlar, duâ ve temennisiyle inşallah…

O halde ey ellerinde Hakikat Nurlar’ı bulunanlar, 

Kur’ân hizmeti olan Nurlar’a talip ve talebe olanlar,

Madem zaman çarşısı rağbet edilen mal ile dolacak. 

Madem, “kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez” hakikati var.

Madem, “Akıl ve ilim ve fen hükmettiği istikbâlde, elbette bürhan-ı akliye istinad eden ve bütün hükümlerini akla tesbit ettiren Kur’ân hükmedecek.” (Hutbe-i Şâmiye) Bu şerefli vazifeyi biz yapmazsak belki yapacak kimse olmaz…

Madem gelenin eli boş geldi, o halde dolduralım; 

Bu zamanın toplum hayatının ilim-irfan çarşısını iman hakikatleriyle, ilimle, irfanla, ahlâkla, akılla, fenle, marifetle, edeb ve iffetle, hikmetle, hizmetle, himmetle, hürmetle, samimî ve hakikî muhabbetle dolsun. Muhtaç ve müşterileri çok, hem pek çoktur.

Çağımız insanlığının çarşı-pazarına Nur yağsın. Bu çağ ilim ve iman asrı olsun.

GİDENE GÜLE GÜLE, GELENE YENİ UMUT ve SEVDALARLA MERHABA…

Okunma Sayısı: 797
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Neslinur

    12.1.2022 18:12:31

    " Allah' a dayan sa'ye sarıl hikmete râm ol yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol"

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı