"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Klâsik tarikat yapılarından cemaatleşmeye...

Şükrü BULUT
12 Ekim 2020, Pazartesi
Cemiyet ve cemaat kelimelerinin, bizdeki demokrasi karşıtlarının entrika ve müdahalelerine göre mana kazandıklarını söyleyebilir miyiz?

Osmanlı Demokrasisinin kısmen devam ettiği ve kamuoyunun İslâmiyet lehinde göründüğü dönemlerde Bediüzzaman, cemiyet ile cemaat kelimelerini müteradif anlamda kullanırken, millî ve ahlâkî menfaatler etrafındaki her cemiyete iştirak etmiş. Milletin faydasına, dâvetli olduğu bütün sosyal hareketlere dahil olmaktan geri durmamış. Sonradan Yeşilay ismini alan Hilâl-ı Ahdar Cemiyeti’nin kuruluşunda bulundukları gibi… Ne zaman ki Yeni Türkiye’yi kuranların bir kısmı, mason ve komünistlerle iş birliğine giderek İslâmiyet’i bu vatandan entrikalarla silmeye kalkışmışlarsa, Bediüzzaman da “mücahede usûlünde” büyük bir değişiklik yaparak, düşmanlarının stratejilerini berhava edecek farklı bir yol takip etmişlerdir. Karşıtlarının Müslümanları tuzağa düşürmek üzere peyderpey hazırladıkları lastikli kanunlarla, onları hayattan tamamen sileceklerini düşündükleri bir zamanda Said Nursî, zindanları mesken tutarak hürriyet ve İslâmiyet’in karşı atağını başlatacaktı. Demokrasi ve hürriyet düşmanlarının, mütemadiyen cemiyetçilikle suçladıkları bir mahkemede, kendisinin tarif ettiği şekliyle cemiyetçiliğe de sahip çıkacaktı.

“Evet, biz bir cemiyetiz. Ve öyle bir cemiyetimiz var ki, her asırda üç yüz elli milyon dahil mensupları var. Ve her gün beş defa namazla o mukaddes cemiyetin prensiplerine kemâl-i hürmetle alâkalarını ve hizmetlerini gösteriyorlar. “Mü’minler kardeştir” kudsî programıyla birbirinin yardımına, duâlarıyla ve mânevî kazançlarıyla koşuyorlar. İşte biz bu mukaddes ve muazzam cemiyetin efradındanız. Ve hususî vazifemiz de, Kur’ân’ın imanî hakikatlerini tahkikî bir surette ehl-i imana bildirip, onları ve kendimizi idam-ı ebedîden ve daimî ve berzahî haps-i münferitten kurtarmaktır. Sair dünyevî ve siyasî ve entrikalı cemiyet ve komitelerle ve bizim medar-ı ithamımız olan cemiyetçilik gibi asılsız ve mânâsız gizli cemiyetle hiçbir münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmiyoruz.” (Şuâlar, s. 331)

Demokrasinin işlemediği ve kanun hâkimiyetinin olmadığı devletlerde, cemiyetin siyasî iradelerin aleti olma mecburiyeti vardır. Ve bilhassa komita istibdadına dayanan idareler, birçok hedefe bu sivil yapılarla yürürler. Yalancı efkâr-ı ammelerini onların yardımlarıyla oluştururlar. Ve bu tür cemiyetleri “mahrumiyet ile ihya” med-cezirleri arasında oyuncak haline getirirler. Dinî cemaatlerin veya dindarlarımızın müstebit idarelerin yanlışlarından veya şerlerinden emin olmalarının bir yolu da; teşkilâtçılıktan, cemiyetçilikten komita halinde hareketten uzak durup, yalnızca “cemaati kimlikleriyle” hayatta misyonlarını açıkça tebliğ etmekten geçiyor, kanaatindeyiz.

Kemalistlerin, mason ve komünistlerin teşvikiyle mücahedesi boyunca Said Nursî’yi “cemiyetçilik” ile suçlamalarının arkasındaki tuzak, yalnızca Bediüzzaman’a kurulmamıştı. Bu hileli metodun 1909 31 Mart hadisesiyle başladığını ve günümüzde aynen devam etmekte olduğunu hepimiz görüyoruz. Bu tuzaklara rağmen, dinî cemaatlerimizin klâsik metodlarla aynı yanlışlarla düşmeleri, bütün Âlem-i İslâm’a büyük zararlar getiriyor. Üstadın Afyon Mahkemesi müdafaasından aldığımız şu satırlar, demokrasi ve İslâm düşmanlarının neyin peşinde olduklarını gösteriyor, zannındayız.

“….yani bir buçuk ay hapis kaldıkları ve on sene sonra Denizli Mahkemesi yine dokuz ay cemiyetçilik ve tarikatçılık gibi birkaç bahane ile yirmi senelik bütün mektubat ve telifatlarını inceden inceye tetkikle beraber, Ankara’nın Ağır Ceza Mahkemesi’ne beş sandık kitapları gönderdikleri ve iki sene o kitaplar ve mektuplar Ankara ve Denizli Mahkemeleri’nde tetkikten geçtikleri halde, o mahkemeler ittifakla cemiyetçilik, tarikatçılık ve sair bahaneler cihetinde beraat kararı verip o kitap ve mektupları aynen sahiplerine iade ve Said’i arkadaşlarıyla beraber beraat ettirdikleri halde, bir siyasî cemiyetçi nazarıyla ve entrikacı bir adam tarzında onu itham etmek ve adliye memurlarını onun aleyhinde tarikat noktasında sevk etmek ne kadar kanunsuz olduğunu, insaniyeti sukut etmeyen bilir.” (Şuâlar, s. 325)

Dinî Cemaat kimliği, tarikatları da içine alıyor. Eski yapılarıyla ve şahs-ı maneviye bürünmeden hareket eden tarikatların, yukarda bahsettiğimiz tuzaklardan kurtulamadıklarını, yakın zamanlardaki elim hadiseler ortaya koyuyor. Siyasî iradelere yaslanarak posta oturma gayreti içinde olanların, hem cemaatlerine ve hem de İslâm’a faydalı olamadıklarını; pasif bir tevakkuf içinde tekyelerine hapsedildikleri gözümüzün önünde iken, şeriatın kısmen hayata hakim olduğu geleneği zamanımızda müdafaa etmenin, yararlı olmadığını düşünüyoruz.

“Saniyen: Risale-i Nur’un yüz otuz parçaları meydandadır. İçinde İmanî hakikatlerden başka bir hedef, bir maksad-ı dünyevî olmadığını anlayan Eskişehir Mahkemesi, yalnız bir iki risaleden başka ilişmemesi ve Denizli Mahkemesi hiçbirine ilişmemesi ve koca Kastamonu zabıtasının sekiz sene zarfında daimî tarassutla beraber iki hizmetçimden ve yalnız üç adamdan başka bahane ile müttehem hiçbir kimseyi bulmaması kat’î bir hüccettir ki, Risale-i Nur şakirtleri hiçbir vecihle siyasî cemiyet değiller.

Eğer iddianamedeki cemiyetten maksadı, İmanî ve uhrevî bir cemaat ise, ona cevaben deriz ki: Eğer darülfünun (üniversiteliler) talebelerine ve her nevi esnafa birer cemiyet namı verilse, bize de o neviden bir cemiyet namı verilebilir.”

Müstebit idareler veya cereyanlar dinî cemaatleri dünyevî işler, faydalar ve siyasî menfaatlerle ilişkilendirme peşindeler. 

Bunun için bazen “cemaat” mefhumunu da ittiham edebilirler. İşte yukardaki cümleler bu ithamları kökten çürütüyor. Bu itham ve yanlış anlamanın yalnızca Türkiye’mizde değil, global bir telâkki olduğunu düşünerek cemiyetçilik ve teşkilâtçılıktan “Cemaat olmaya” dönme zamanının her yerde  geldiğini düşünüyoruz. Yukardaki iktibasta geçen “tarikat-tarikatçılık” ile anlatılan manaları, başka iktibaslarla birlikte bir başka yazımızda, inşaallah ele alacağız. 

Okunma Sayısı: 1885
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Eddai

    17.10.2020 19:08:07

    "Cemaatler cemiyetcilige veda etmelidirler" baslikli yazinizda ve bu yazinizda, Bediüzzaman Said Nursi Hz.`lerinin istikamete koydugu "Cemaat" ve "cemiyetcilik" anlayisina tam yerinde ve zamaninda kaleme aldiginiz icin size tesekkür ediyorum, Allah razi olsun. Ve öyle inaniyorumki her hakperest insanin tasdik edecegi ve gönül rahatligiyla kabul edecegi bir gercek. Tabiki, karsit fikirde olacaklar da olacak elbet. Insaniyeti Kübra adina, müsbet yaklasimi kendine düstur edinen herbir insan bilhassa tarikat veya dini bir cemaate mensup olan insan, kutuplastirilma projesine alet olmamali. Aksi taktirde menfi algilamalarla Demokrasi karsitlarinin entrikalarina taraftar olma ihtimali var ve olundugunu görüyoruz. Allah c.c. intibah nasip eylesin.

  • Osman

    12.10.2020 19:22:00

    Cemiyet cemaat v. b. sıkıntılı Demokrasi anlayışı kıt olan toplum larda birlikte hareket zor oluyor Kïşiler enelerine malup olup despotlaşıyorlaryani demokrasi ve hukuk olmadan hiçbir şey olmaz

  • Demokrat Avrupa

    12.10.2020 19:02:40

    Her meselede olduğu gibi hiçbir oyuna gelmeyen Bediüzzaman “cemiyet” kelimesi üzerine kurulan tuzakları da yerle bir ediyor. Vazifeli olduğunu her hareketi ile göstererek dünyaya meydan okuyan Said Nursi Hz.’lerini kim durdurabilir?

  • Zübeyir

    12.10.2020 16:51:20

    2- "Demokrasinin işlemediği ve kanun hâkimiyetinin olmadığı devletlerde" ile başlayan paragraf bu yazının tac paragrafı kanaatimce. Bu hakikat anlaşılsa, cemaat-devlet vb. münasebetler de fıtri rayına girer. Aynı zamanda nur talebeleri de ancak bu hakikatler ile ihtilaflardan kurtulurlar; siyasi rügarların oyuncağı haline gelmezler. Üstadımızın bu manada 'demokrat ve hürriyetçi' duruşu manidardır. Öncelikle, bir fikir ve inanç esasında birlik olabilmek ve hakiki olarak faaliyette bulunabilmek için 'hür olmak' gerekiyor. Bu manada Yeni Asya cemaatimizin, hürriyet ve meşrutiyet çalışmaları takdire şayandır. Ne yazık ki 'cemiyetçilik' haline getirilmiş bir yapı ve sonrasında olanlar ile cemaat kelimesinden dahi ürkülür hale geldi toplumumuz...

  • Zübeyir

    12.10.2020 16:51:08

    1- Tebrikler, harika tespitler. Hürriyetin olmadığı yerlerde cemaatler, daha fazla su-i istimale açık hale geliyorlar. Tabileri de ne yazık ki asli vazifelerin unutarak, devletin siyasetine alet oluyorlar. "Müstebit idareler veya cereyanlar dinî cemaatleri dünyevî işler, faydalar ve siyasî menfaatlerle ilişkilendirme peşindeler. " Bununla beraber, dünyevi noktalar ve karar vericiler, okus pokusla sadece dini insanların "cemaat" oldukları hissini topluma verdiler. Bu mesele de bu yazı dizisinde ele alınsa faydalı olur kanaatindeyim. Sözgelimi, kemalist fikre inananların oluşturmuş olduğu topluluklara kimse 'cemaat' olarak bakmıyor ve nazarlar hep dini cemaatlere çevrilmiş.

  • Abdullah

    12.10.2020 16:10:25

    Tarikatlere tembihte bulunmak lazım. Ama kimi dinleyecekler? Dağılmış, parça parça olmuş bizleri dinlemiyorlar dinlemezlerde. Dinlenilmiyoruz. Sözümüz para etmiyor onlara. Onlar da başka telkinlere göre hareket ediyor. Nur talebeleri acilen kendini toplamalı. Kemalistler rahat durmaz. Ortalığı yaklaşık iki aydın fena karıştırıyorlar sosyal medyada. Biraz dikkat kesilin bu mecralara ne demek istediğimi anlayacaksınız. Teşbihte hata olmasın adeta diş biliyorlarlar. Neokemalist akp’yş bahane ediyorlar ama onların asıl niyeti cemaat ve tarikatler. Ondan öte “islam” Mason ve komünistler öteden beri hep karışıklık çıkaragelmiştir. Yine çıkarırlar. Biz elimizden dilimizden geldikçe, provokasyonları durdurmalıyız. 31 Mart hadisesinde Üstadın tavrını tekrar düşünmeliyiz.

  • Celalettin Sağlam

    12.10.2020 15:41:53

    Tarikatlerin 12 eylül ihtilalinden sonra devletle iç içe çalışmaları, onların hem millet ve hem de kendi cemaatleri yanındaki değerlerini düşürmüştür. Güzel bir yazı olmuş, elleinize sağlık.

  • Hasibe

    12.10.2020 15:12:17

    İktidarlar iştiraki kabul etmediğinden, kendilerince kontrol dışı mekanizmalara müsaade etmezler. Ellerinize sağlık

  • Hüseyin

    12.10.2020 13:17:10

    Az gittik çok gittik dönüp bir de arkamıza/tarihe baktık ki bir arpa boyu yol  gitmişiz..Kafalar değişmedikçe demokrasiyi içselleştirmedikçe, asrın anlayışını umursamadıkça,ütopik hayaller peşinden koştukça, geçmişle bugün, bugünle yarın arasında pek bir fark olmayacaktir..Akif'in deyimiyle Asrın idrakine söyletmeliyiz islamı... Asrın dışında kalan cemaatler ve cemiyetler tarihten çıkıp yarınları düşünemezler . Çünkü yarınlar için ne kodları ne yazılımları ne de donanımları müsaittir ciddi bir hazırlıkları da yoktur..maddi ve manevî buhranlara düçar olmak, düz yolda  patinaj yapmak kaçınılmazdır.

  • Abdullah

    12.10.2020 12:42:12

    2- “Nifak, zındıklık” eğer bunlardan halen bahsediyorsak ve ehl-i iman kardeşler birbirine gabileşmişse, münakaşa halindeyse, Risale-i Nur’a iktida etmiyorsa, burada;kendi vazifelerimizi tekrar düşünelim, omuzumuzdaki ilahi yükün ne olduğuna bir bakalım, biz kimiz, vazifemizi nedir, yapmazsak neler olur, DERİM. Vazife cümleden âlâ, nefis cümleden ednâ.

  • Abdullah

    12.10.2020 12:41:25

    1- Mason/komünistlerin varlığını tam olarak bilmiyor ehl-i tarik. Bilmedikleri için galeyana geliyorlar her defasında. 31 Mart’ta, 28 şubatta vs. Bununla birlikte, Nur talebeleri olarak onlara sağlam bir nokta-i istinad olmamız lazımdı. Münasebetlerimiz olmalıydı onlarla Risale-i Nur’un tarif ettiği üzere... Hatta değil onlarla, dindar İsevilerle de münasebet kurmamız lazım ve elzem. Maalesef, hem zındıka komitası meydan vermiyor hem de Nurcular da bedbinlik, rehavet içindeler. Atı alan Üsküdar’ı geçmiş! Dolaysıyla, bunun çaresi samimi muhabbet, müsbet hareket, hizmette devam, sıkı bir tesanüt için gayret gösterme, medar-ı niza şeyleri akla getirmeme gibi önemli umdeleri yerine getirmemiz gerekir.

  • Nura

    12.10.2020 12:01:19

    Kemalistler tarikat düşmanlığını daha çok körükleyecekler. Tedbir almaları gerekiyor, tarikatların.

  • İhsan

    12.10.2020 11:41:36

    Tarikatlar demokrasi ile uyuma geçmeseler, münafıklar o mübarek cemaatlerin içinden fitne parmaklarını asla çıkarmazzlar. Tarikat tarihimöizin bin senelik mukaddes unsurudur, mutlaka korunması ve kollanması gerekir. Kaleminize sağlık.

  • Niyazi N.

    12.10.2020 09:17:16

    Dini cemaatlerin tamamının program ve maksadı, kuran ve iman hizmeti..., en azından sözde. Ancak Bediüzzaman hazretleri her zamanki gibi bize altın mihengi veriyor. Şayet bir cemaat “siyasetli” ise yani siyasi iktidarla bir ilişkiye giriyor ve dünyevi herhangi bir karşılık ve menfaat elde ediyorsa, bunlar artık gerçek manada cemaat kimliğini kaybetmiş, sadece libasını giymeye devam eden dünyevileşmiş iki yüzlü “yapı”lar halini almışlardır. Tekrar “cemaat” olabilirler mi? Ümit kesilmez ancak pek kolay değil ne yazıkki..

  • Oğuz Yiğiter

    12.10.2020 09:14:40

    Gerek afaki gerekse enfüsi cereyan eden her hadisede, fıtrata dönün sinyalleri alıyorum. Herbir insan hanesinde 4-5 çoluk çocuğuyla veya alâkadar 3-4 komşusu ile bir araya gelip, Kur'an Nurlarını mütaala modeli. Yani mütevaziane cemiyete karışıp, hava gibi hissedilir ama görünür olmayan enaniyetten uzak ; duru, berrak ve şeffaf insan modellerinin herkesi herşeyi şefkatle, muhabbetle kucakladığı canlı cansız bütün mahlukata "kâinat kardeşler" gözüyle bakan, ufkunu"ümmiyet mertebesinden" doğan asrı saadet modeline kilitlemiş, "insaniyet-i kübrayı arayan nesillere modeli yeniden ihya...

  • Haydar

    12.10.2020 08:42:43

    Allah razı olsun Şükrü hocam. Konu güzel, işleyiş güzel. Şu yaşadığımız dünyada, demokrasinin öğretilen tanımını %100 yaşayan ülke olmadığı kanaatindeyim. Cemiyetler ve cemaatler çoğunluk siyasi irade ve görüşler doğrultusunda maddi çıkar veya menfaatlere dayanarak siyasete girmişler Üstadımız gibi hiç bir maddi menfaat beklemeden ve islam yolunda kendini adamış hizmetkarların olması ne kadar güzel. Bütün Peygamberimizin, hak imamların ve üstadımızın değerini bilip her daim cemaat olma gayreti içinde olmak gerekiyor.

  • Hayati

    12.10.2020 07:44:13

    Bediüzzaman, o zamanın rasathanesinden zamanımızın cemaatlerine bakmış ve gerekeni söylemiş. Tebrikler.

  • Selim

    12.10.2020 00:26:16

    Demokrasilerle entegreye gidemeyen tarikatları toplum tamamen dışlayacaktır. Din düşmanlarının pusuda oldukladınını herkesten iyi biliyorlardır.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı