"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kurban etmek ile kurban vermek arasında…

Şükrü BULUT
16 Temmuz 2021, Cuma
Ah güzel Türkçemiz. Bazen bir fiil, bazen bir ek veya bağlaç ile öyle farklı manaları bize verir ki…

Zahiren etmek ile vermek mastarları arasında mana cihetiyle büyük değişiklik yok zannedersiniz… Ama hiç de öyle değil… İhtiyarî fiil ile icbarî fiil arasındaki mana kadar… Birincisinde neşe, sevinç ve şükür; diğerinde genellikle hüzün, ayrılık acısı ve kadere teslimiyet… Bize her şeyimizi yoktan var edip ikram eden Rabbimiz ”… kurban et, taki bana yaklaşabilesin!..” derken, zıdd manasıyla da diyor ki; isteğinle vermezsen “…. Almasını bilirim. Zira hakikî sahibi Benim” diyor.

Kurban mana olarak yaklaşmak, yakınlaşmak değil miydi? Biz peygamber değiliz ki, yaratıcı çalışmamız, isteğimiz ve sebatımız olmaksızın bizi yanına yaklaştırsın… Biz, bu fani dünyada imtihan için gönderilmiş kullarız. Akrabiyyet-i İlâhî sırrının inkişâfı bizim için değil… Tek avantajımız; ahir zamanın dehşetli gidişatı içinde “Rabbimizin bize sair zamanlardan” farklı muamele yapacağı müjdesi ve ümidi değil mi?

Marifetullah’ta mesafe kazanmış insanlar, bu sırrı çok iyi anlamışlar. Anlamışlar ki Niyazî-i Mısrî gibi;

“Lütf u kahrı şey-i vahid bilmeyen çekti azap,

Ol azaptan kurtulup sultan olan anlar bizi…” diyor. 

Yunus da bu sırrı mırıldanmaz mı?

“Hoştur bana Senden gelen:

Ya hilât-ü yahut kefen, Ya taze gül yahut diken… Kahrında hoş lütfun da hoş.”

Üstadımız; “Mülkün sahibi, mülkünde istediği şekilde tasarruf eder” âyeti çerçevesinde, yukarlardaki manaları aratmayacak nice tatlı manalarla bu hakikati terennüm etmiş. Bekanın yolunu tarif ederken de; vücudumuzu Mucid’imize feda etmemizi tavsiye eder. Varlık da, beka da, hayat ve mevcudat da burada gizlidir. Var olmak için yok olmak yetmiyor. Belki, yok olmadan önce her şeyini “ kurban edebilme” basamağına çıkmamızı salık veriyor. Hakk yolculuğuna “ seyr sü-süluk” yolu ile çıkanların hayâl ettikleri zirve de buralarda bir yerde olmalı: RIZA…

Gönlümüzce kurban edemediğimizden kurban verdiklerimizin farkında mıyız? Elimizden ihtiyarımız olmadan çıkıp gidenleri saymaya kalkışırsak, mutlaka sayfaları doldururuz. Ve ilginç olanı da, bir insanın listesi yanı başındaki diğer insanınkinden o denli farklı olacak ki… Yan yana ve birbirinden çok uzak dünyalar ve kurban verdiklerimiz… Bir önceki Kurbandan bu senenin kurbanına neleri kurban verdiklerimiz ise, bir başka garip konu olsa gerek.

Güzel atasözlerimiz vardır: Gelen mala gelsin, can sağ olsun, derler. Bu güzel sözün tedaisi ile diyebiliriz ki; kurban ettiklerimiz “maddî şeyler olsun, manalar ve değerler sağ kalsınlar…” Fakat öyle mi? Va esefa ki, bizden gidenlerin çoğu söz konusu manalar ve değerler ile alâkalı.

Görüyoruz ki, kurbanın gölgesi üzerimize düştü. İşte Tevriyenin arefesindeyiz… Koronanın bizi mahrum ettiği “Kutlu Sefere” katılamamış olsak da, bu sene bizim adımıza katılan bir avuç “ mutlu kardeşlerimizi” alkışlarken, manevî lezzetleri kaçıracak şeyler söylemeyelim. Allah, bazı insanlara mütemadiyen bardağın dolu tarafını görmeyi nasip ediyor. Gerçi bu iyimser bakıştan ümmete bekçi tutulamayacağını da itiraf edelim. Çünkü düşmanın stratejisiyle meşgul olmayan ve karşı kuvvetlerle ilgilenmeyen pozitif bir bakıştır. Bu bakışın sahipleri diyecekler ki, geçen Kurbanda salgından dolayı Kâbe’nin kapıları senelik kongreye temelli kapalıydı, bu sene temsilen de olsa altmış binden ziyade hacımız var, diyecekler. İşte burada; yukardaki mana sineme çarpıp duruyor. Beş-altı milyonluk kongrelerin sırrı, mahiyet ve kıymetini bilemeyince, elimizden alındı. Yani kurban verdik. Kapıların büsbütün kapalı olmadığına yüz binlerce şükür. Belki de bulunduğumuz yerlerden gözyaşlarımızı nehir yapıp hicaza göndermeliyiz. Ta ki, vazifemizi hakkıyla yapamadığımızdan ahir zaman düşmanlarının tasallutuyla elimizden alınan Kâbe’ye, ümmet olarak tekrar kavuşalım, değil mi?

Ah İbrahim! Vah İsmail… Neredesiniz? Sizden bize miras kalan “TESLİMİYETİ” kaybedince üst üste kurbanlar vermeye başladık… Kurban edeceklerimizi gönlümüzce bırakmayınca, peş peşe kurbanlar gidiyor, mahallemizden… İnsanlar, değerler ve manevî hayatlarımız… Hâlbuki her senenin kurbanlarında; bilhassa Hicaz’a gittiğimizde Arafat’ta, Müzdelifede, Mina’da, Mültezimde, Merve ve Safa da neleri neleri kurban edeceğimize söz vermiştik… Önce bizi gaflet ve tembellik çukuruna iten rahatımızı kurban edecektik. Sonra, bizi Rabbimizin rızasından uzaklaştıran alışkanlıklarımızı… Semavî dinlere düşman Batı felsefesinin içimize soktuğu yanlış hayatların hayatlarımızın üzerine boca ettikleri alışkanlık, tiryakilik ve fantaziyelerimizi kurban edeceğimizi… Kaç defa söz vermiştik; zilhicce ’nin Kur’ân’ca methedilen şu gün ve gecelerinde… Günlük hayat plânlamasında Allah’ın rızasının daima gündemin ilk maddesi olacağına, büyük günahlarla aramıza demirden setler veya düşmanın aşamayacağı hendekler kazacağımıza, ceset saraylarımızın kapıcılarını sıkı kontrol altında tutacağımıza, evlerimizi Rasulullah’ın (asm) talim ve terbiyesi için her an hazır tutacağımıza daha nice defalar söz vermiştik. Peki, şimdi neredeyiz? MUALLİMLER MUALLİMİNİN tavsiye ettiği siperlerde mi, yoksa Temmuz sıcaklarının bunaltmasıyla serinlemek için arasına karıştığımız ehl-i dünyanın dünyalarında mı kurbanı bekliyoruz… Kurban mı edeceğiz, yoksa kurban mı vereceğiz...

Okunma Sayısı: 1514
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Eddai

    17.7.2021 10:09:21

    3) terkler = "Her zaman def-i şer, celb-i nef'a râcih olmakla beraber, bu tahribat ve sefahet ve câzibedar hevesat zamanında bu takvâ olan def-i mefasid ve terk-i kebair üssü'l-esas olup büyük bir rüçhaniyet kesb etmiş."

  • İsmail Ertan

    17.7.2021 04:13:50

    "İhtiyarî fiil ile icbarî fiil arasındaki mana kadar… Birincisinde neşe, sevinç ve şükür; diğerinde genellikle hüzün, ayrılık acısı ve kadere teslimiyet…" Biz ihtiyarımızla kurban etmek istiyoruz

  • Eddai

    16.7.2021 23:40:20

    2) Kurban olan Nimetler, ikram-i Ilahi olarak insanda insaniyet mertebesine cikiyorlar, herseyini ve hayatini kurban ederek. Ya kendini insan „zann“eden beser, Tariki Hakta, maddi ve manevi kurban vermeden Insaniyet mertebesine cikabileceginimi zannediyor? Bu kutsi hakikatlere intigal edebilmek icin, Ahirzaman maddi ve manevi hastaliklarinin eczanesi olan Risale-i Nur'un deva ve sifa recetelerinin tekrar tekrar telkin edilmesine nekadar da ihtiyacimiz var bir farkinda olabilsek, su atalet musibetinden bir kurtulabilsek…...

  • Eddai

    16.7.2021 23:40:01

    1) Nekadar da bir "ayna" yazi olmus. Allah c.c. ebeden razi olsun. Ahirzamanin dehsetli bir yani da, insanlarin kesrette boguluyor olmasi. Her an her yerde telkinler ediliyor, farkinda olalim veya olmayalim, her an dimagimiza, kalp ve vicdanimiza telkinlerle taaruz ediliyor, dünyanin cirkin yüzüne, suretine haps ediliyoruz. Oysa dünyanin ahirete ve esma-i Ilahiye'ye bakan yüzüne bakabilmek icin, terklere ve takvaya ihtiyacimiz var deyilmi? Terkler ve takvayi artirmak Kurban etmek deyilmi? Ihtiyari fiil deyilmi? O da ihtiyacimizi nekadar siddetli hissetigimiz orantida muvaffakiyeti birlikte getirecektir. Peki nicin? Ifade ettiginiz gibi; "Belki, yok olmadan önce her şeyini “ kurban edebilme” basamağına çıkmamızı salık veriyor. Hakk yolculuğuna “ seyr sü-süluk” yolu ile çıkanların hayâl ettikleri zirve de buralarda bir yerde olmalı: RIZA…"

  • Mustafa coban

    16.7.2021 23:30:57

    Guzel bir yazi,öz eleştiri bizde pek sevilmez.oysa bir muhasebedir öz eleştiri.kurban keserken bazi hatalar yapilmakta.gücü yeten daha fazla ve büyük kurban kesilebilir.kurban buzdolaplarina hapis edilmemeli.kurban özellikle afrikaya yönlendirilmeli.

  • zeliha

    16.7.2021 23:05:18

    Biziz özümüze döndüren yazılara çok ihtiyacımız var.

  • zeliha

    16.7.2021 23:04:28

    ehli dünya bizi nerden yakalayacağını çok iyi hesaplıyor.ne niyet ettik ne verdik ki neleri kurban ettiğimizi tekrar sıkı bir şekilde sorgulamamızı hatırlatan bir yazı. Allah razı olsun.

  • İ. Seyda

    16.7.2021 19:43:27

    Kurban, yakın olmak/yakınlaşma manasını da taşır. Bütün ölümler, yani aslında vefatlar, vefalı olmak demektir. Sözünde durmak demektir. Eğer Ölüm bir son de­ğilse; o masum hayvanların ölümüne âdeta hiçliğe gitmişler gibi üzülmenin yanlışlığını görmeli; ölümün hakikatına ve mahiyetine dair daha yoğun bir talime ihtiyacının oldu­ğunu anlamalıdır insan.

  • sefer hoca

    16.7.2021 14:21:34

    Kurban etmeyen kurban verir.Özeti bu.

  • Muhterem

    16.7.2021 11:03:38

    Hayat akışını renkleriyle anlatmışsınız. Biz farkına varamazsak da, hayatın sahibi üzerimizde devamlı tasarrufta bulunuyor. Gaflet ile başımıza gelenleri sebeplere vermemiz neticeyi değiştirmiyor. Bu hal böyle devam ederse, kıyamet fermanını da hatalarımızla imzalayacağız ve Yaratan da gereğini yapacak. Tam da bayramlık bir yazı olmuş. Allah razı olsun.

  • Niyazi Nur

    16.7.2021 07:32:00

    Hep kurban edelim inşaAllah, Hem her daim ola çekme ah, Neylersen hep ol gâyedir rızası, Seni devamlı Nurlar eylesin âgâh

  • Kerem

    16.7.2021 06:25:07

    Rabbimiz cüzi irademizle, bizi doğru yola ve istikamete ulaştırsın.

  • Haşim Özkan

    16.7.2021 04:19:29

    Çok kurban verdik,bu bayram ve devamında rızasına uygun olarak kurban olmayı rabbimden niyaz ediyoruz. Sizlerin de bayramınızı bu günden tebrik ediyoruz ,bizleri bu güzel düşünce ve bakış açınıza ortak ettiğiniz için.

  • Halil İbrahim Karahan

    16.7.2021 02:56:52

    Allah razı olsun abi

  • Mehmet Demir

    16.7.2021 01:30:47

    ,,👍

  • Mehmet Demir

    16.7.2021 01:30:34

    👍

  • Hüseyin

    16.7.2021 00:43:41

    Kurbanın gayesi ve hikmeti ; Allah'a yakın olmak, fedakâr olmak, fakirleri, garip gurebaları sevindirmek olması gerekirken, günümüzde kurban bayramı denilince, evi terk etmek, tatil yapmak, eğlenmek, kurban kesilince derin dondurucuda et saklamak , piknik yapmak, mangal keyfi sürmek, nefsi doyurmak, aileyi şenlendirmek akla geliyor.. Bütün değerler de olduğu gibi kurban bayramı da mahiyetinden, hedef ve gayesinden uzaklaşmış gidiyor.. Bayramı bayramı kılan farklı sosyo ekonomik grupların yardımlaşma ve dayanışma halinde bulunmaları, bayramı hep birlikte kutlamalarıdır..

  • Bedreddin

    16.7.2021 00:41:48

    Muhterem Şükrü ağabeyim; bu yazınız tam ve halis bir tevhid dersi olmuş Allah razı olsun ebeden."İman tevhidi,tevhid teslimi,teslim saadeti dareyni iktiza eder."

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı