"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Fakat o akıl, akıl olsa gerektir”

M. Fahri UTKAN
21 Şubat 2021, Pazar
Kimi filozoflara göre, akıl, “vahiy, inanç, sezgi, duygu, algı ve deneyden farklı olarak, yalnız insana özgü olan bilme kabiliyeti, doğru düşünme, hüküm verme ve kavram oluşturma gücüdür.

Akıl, hülasa olarak, her bilgiyi alan, gelişmek için var edilmiş en kıymetli özelliğimizdir. Düşünmesini bilen bir akıla sahip olmak büyük bir nimettir/lütuftur.

Üstad Said Nursî, Muhakemat, birinci makale birinci mukaddemede, “Takarrur etmiş usûldendir: Akıl ve nakil tearuz (karşılıklı muaraza etmek, birbirine ters düşmek, çelişmek) ettikleri vakitte, akıl asıl itibar ve nakil tevil olunur. Fakat o akıl, akıl olsa gerektir.” demektedir.

Kaynaklarda geçtiği gibi İslâmî bilgi kaynakları dörttür. Bunlar: 1- Kitap, 2- Sünnet, 3- İcmâ-i ümmet, 4- Kıyas-ı fukahadır. Bunlardan ilk ikisi naklin, diğer ikisi de aklın sahasına girerler. Yani Kitap/Kur’ân-ı Kerîm ile Peygamber Efendimiz (asm) ve sünneti nakildir. Fakat bu her iki kaynakta da akla önem verildiği açıkça görülür. Kur’ân’da; akıl yürütme, düşünme, tefekkür etme, akıl erdirme ve ibret alma ile ilgili birçok âyet vardır. Ayrıca Hz. Peygamber’in de (asm), bir saat düşünmeyi/tefekkür etmeyi bir sene nafile ibadetten hayırlı sayan ve başka hadisleri de vardır.

Zaten, iki nakil kaynağı olan, İcmâ-i ümmet ile kıyas-ı fukaha da meselelerin akıl ile yorumlanmasından ibarettir. Kıyas-ı fukaha, din âlimlerinin veya fakihlerin, Kur’ân ve sünneti yorumlaması demektir. Yani nakil kaynaklarında bulunmayan bir konu hakkında kitap ve sünnetteki benzer bir hüküm ile kıyaslanmasıdır. İcmâ-i ümmet de bunların konu hakkında aynı hükme varmalarıdır.

Akıl bilindiği üzere yaratılışında, insana has bir özellik olarak, Cenab-ı Hak tarafından diğer iki özellik gibi insana ihsan edilmiş, verilmiştir. Bu üç özellik İşaratü’l İcaz adlı tefsirde şu şekilde açıklanmış; “Tagayyür, inkılâp ve felâketlere maruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdas edilmiştir. Bu kuvvetlerin birincisi, menfaatleri celp ve cezp için, kuvve-i şeheviye-i behimiye; ikincisi, zararlı şeyleri def için, kuvve-i sebuiyye-i gadabiye; üçüncüsü, nef ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için, kuvve-i akliye-i melekiyedir.” (İşaratü’l İ’caz, s. 45)

Devamına bakıldığında şöyle denilmektedir; “…kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi, gabavettir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz, ifrat mertebesi cerbezedir ki, hakkı batıl batılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya malik olur. Vasat mertebesi ise, hikmettir ki; hakkı hak bilir, imtisal eder; batılı batıl bilir, içtinap eder.” (İşaratü’l İ’caz, s. 46)

İnsanlardaki “vasıta-i nakli hüzün ve elem ve gam olan, akıl; Hz. Peygamber’in (asm) getirdiği İslâmiyet nuru ile nurlandığında; “İnsan bütün hayvanat, bütün mahlûkat üstüne çıkar.” İşte yukarıdaki sözde geçen ‘akıl’ böyle bir akıl olmalıdır.

Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan “And olsun, size içinde sizin için öğüt bulunan bir Kitap indirdik. Hâlâ akletmiyor musunuz?” (Enbiya Sûresi. 10) âyetinde, biz insanların hem aklına hem de nakle (kitap indirdik sözüyle) vurgu yapılmaktadır.

Başka bir âyette ise, “Elif. Lâm. Râ. Bu Kur’ân, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisine ait olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.” (İbrahim Sûresi. 1) nakle vurgu yapılmaktadır.

Zamanımıza kadar birçok ilim adamı zaman zaman hem akla hem de nakle önem vermiş, bunların sonucunda birçok mezhep, meşrep, ekol farklılıkları oluşmuştur.

Aklın vasat mertebesi her kişide farklı olduğu için, kişiler kendi akıl kapasitesi dışındaki bilgileri anlayamadıkları için diğer kişilerin fikirlerini reddetme yoluna gitmişler ve bu farklılıklar oluşmuştur.

Her insanın aklı ayrı bir anlama kapasitesine sahiptir. Bu kapasiteye göre bazı konulardaki bilgileri insan aklen anlayamaz. Bu durum oluştuğunda, insan aklı ile anlamaya kalkışırsa bulamaz, duyduklarıyla yetinirse aldanabilir. Böylece bu bilgiler güvenilmez duruma düşebilir. Meselâ Allah’ın şekli, sıfatları, mekânı, Cennet’te hayat nasıl olacak, nasıl ibadet yapılacak gibi konulara akıllar ulaşamaz. Bu gibi bilgilerde akıl ile nakil çelişirse, nakillere uyulmalı çünkü akıl yanılabilir. Fakat nakil ile fen ilimlerinde akıl ile nakil çatışırsa, o zaman akla uyulur. Yani nakledilen bilgiler akla uygun olarak açıklanmaya çalışılır.

Bunun için de Üstad Bediüzzaman, (nakil kaynağı olan) Kur’ân-ı Hâkim’den aldığı feyizle; “Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder.” (Münâzarât) yani hem nakil hem de akıl yolunun nasıl kullanılacağını göstermiştir.

Bilgi kaynakları olarak akıl ve nakil görülür. Ama kullanışları farklıdır. Genelde akıl nakilleri kullanarak hüküm verir. Akılın başvurduğu nakil doğru ve güvenilir olmalı ki akıl da doğru ve istikametli bir hükme varabilsin. 

Nakil istenen doğrulukta ve güvenilirlikte olmaz ise, o zaman akıl, zor durumlara düşebilir. İstenen akıllı bir hüküm verilemez. İstenen, ‘O Akıl’, nakil olarak Kur’ân ve Sünnet kaynakları kullanılırsa en istikametli hükümlere ulaşabilir.

Üstad Said Nursî, Muhakemat, birinci makale birinci mukaddemede, “Takarrur etmiş usûldendir: Akıl ve nakil tearuz (karşılıklı muaraza etmek, birbirine ters düşmek, çelişmek) ettikleri vakitte, akıl asıl itibar ve nakil tevil olunur. Fakat o akıl, akıl olsa gerektir.” demektedir.

Yani, akıl ile çelişen bir nakil kaynak bilgisi olursa, o durumda nakle teslim olmayı aklın asıl kabul edilmesi ve naklin yorumlarına bakılması gerekir. Fakat bu iş için de yukarıda belirttiğimiz akıllara sahip olunması şarttır ve gerekir.

“Allah’ım! Aklımıza güç ver! Görüşümüze kuvvet ver! Kalbimize basiret ver! Gönlümüzü İslâm’a aç! Emrini anlamamızı kolaylaştır! İlmimizi arttır! Anlayışımızı zenginleştir! Ruhumuzu kemâle erdir! Nefsimizi Sen’den gelen her şeye razı kıl! Nefsimizi terbiyede bize yardımcı ol! Göz açıp kapayıncaya kadar bizi nefsimizle baş başa bırakma! Amin.”

Okunma Sayısı: 1764
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali

    21.2.2021 13:06:54

    "Fakat o akıl, akıl olsa gerektir.” demektedir. O akıl, aakıl şeklindedir.Şapkalı a da olabilir: akıllı akıl, akıl gibi akıl olmalı demek. Yani selim akıl olmalı..

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı