İnsan, hayatı boyunca doğru ile yanlışın, hak ile haksızlığın, adalet ile zulmün karşı karşıya geldiği anlarla karşılaşır.
Böyle zamanlarda önümüzde iki yol belirir: Ya gerçeğin yanında durup sözümüzü söyleyeceğiz ya da sessizliğin ardına sığınacağız. Peki, yanlış karşısında susmak gerçekten tarafsızlık mıdır?
Aslında haksızlık karşısında susmak, çoğu zaman farkında olmadan yanlışın güç kazanmasına zemin hazırlar. Çünkü dile getirilmeyen hakikat zamanla unutulur, itiraz edilmeyen haksızlık ise sıradanlaşır. Bir toplumda insanlar çıkarlarını korumak, huzurlarını bozmamak veya birilerinin tepkisini çekmemek için susmayı tercih ederse, doğruların sesi giderek zayıflar.
Elbette her sözü her yerde, her üslupla söylemek doğru değildir. Hakikati dile getirirken ölçüyü, nezaketi ve hikmeti korumak gerekir. Maksat insanları incitmek değil, yanlışı düzeltmek; düşmanlık üretmek değil, adaleti hâkim kılmaktır. Fakat güzel konuşmak adına gerçeği gizlemek, nezaket adına haksızlığa göz yummak da doğru değildir.
Bediüzzaman Said Nursî'nin hayatı, hakikat karşısında tavır almanın önemli örnekleriyle doludur. O, şartlar ne kadar ağır olursa olsun, inandığı hakikatleri ifade etmekten vazgeçmemiş; şahsî menfaatleri değil, iman ve hakikat hizmetini esas almıştır. Onun mücadelesinden çıkarılacak önemli derslerden biri şudur: İnsan, hakikati savunurken bedel ödemeyi göze almalı; fakat bunu yaparken adaletten ve insaf ölçüsünden ayrılmamalıdır.
Bugün de toplumun huzura kavuşması, yalnızca yanlış yapanların değil, yanlışa şahit olduğu hâlde susanların da sorumluluklarını düşünmesiyle mümkündür. İş yerinde, ailede, siyasette, basında veya sosyal hayatta haksızlığa uğrayan birinin yanında durmak, insanlık vazifesidir. Hele sözün etkili olduğu makamlarda bulunanların sorumluluğu daha büyüktür. Kalemini hakikatin hizmetine vermesi gereken bir gazeteci, gerçeği çıkar hesaplarına feda edemez.
Unutulmamalıdır ki hakikati söylemek her zaman alkış getirmez. Bazen yalnız bırakılmaya, eleştirilmeye, hatta bedel ödemeye sebep olabilir. Ancak asıl mesele, insanların ne diyeceği değil, vicdanımızın bize ne söylediğidir.
Sonuç olarak, yanlış karşısında susmak her zaman masum bir tercih değildir. Bazen bir sessizlik, haksızlığa verilmiş en büyük destektir. Önemli olan, öfkeye kapılmadan, hakarete başvurmadan ve adaletten ayrılmadan doğruyu savunabilmektir. Çünkü hakikat, onu dile getiren cesur insanların omuzlarında yükselir; suskunluk ise yanlışın önünü açar.