Gözler penceresinden, âlemi seyrederken,
Mana-i isme değil, harfiyle bakmak gerek.
Eşya ile mahlûkat, sırrı sana açarken,
Sanatkârın mührünü, sanatta görmek gerek.
Tohum oldum toprağa, girdim orda çürüdüm,
Neşv ü nema bularak, sümbüllenip büyüdüm,
Daha da gelişerek, çiçeklerimle güldüm,
Tad koku icat ettim, bâr verdim renklenerek.
Güneş yağmur buluta, toprağa ve rüzgâra,
Dünyanın dönmesinden, mevsimlere ve Ay'a,
Hükümferma olmalı, sanki irâde onda.
Mana-i isme göre, ağaçtan olsa gerek.
Yalnız bir ağacım ben, kâinata muhtacım,
Her kış bahar geçtikçe, yitip tekrar başlarım,
Halk olunan esbaptan, bir eksikse noksanım,
Nakkaş-ı İlâhî’dir, nakşetmiş "ol" diyerek.
Aczim fakrım ne çoktur, aklım fikrim hiç yoktur,
Bende tasarruf eden, bir Kadir-i Kayyum ‘dur,
Öyle basit zannetme, tesadüfe yer yoktur,
Mana-i harfiyle gör, tam isabet ederek.
A. Fuat Zimmetoğlu [email protected]